Tüm tragedyaların, ağa babalarından olan Aiskhylos, Sophokles ve Euripides neredeyse tüm kurgusal karakterlerin prototipini oluşturmuş, neredeyse hiçbir karakter yoktur ki, bu üç büyük ozan onları oyunlarında işlememiş olsun. Hatta, Psikoanalizin kurucularından Freud'un pek çok bilinçaltı hatta bilinç-dışı davranışlara bu tragedyalardaki karakterlerin ismini vermesi çok da garip değildir. Bu tragedyanın da baş kahramanı olan Oidipus "Oidipus kompleksi" denilen bir patolojiyle özdeş kılınmıştır. Bu komplekse göre, erkek evlat annesine olan arzusundan dolayı babasına bir düşmanlık besler ve onu yok etmeye çalışır.
Biraz da eserin kurulu olduğu anlayış üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. Hangi karakter kimmiş gibi şeylere değinmeyeceğim. Tragedya insanın ne yaparsa yapsın kaderinden kurtulamayacağı, hatta onun ağından kaçayım derken, aslında tam da kucağına düşeceğini ve günün sonunda Tanrıların belirlediği kadere maruz kalındığını işliyor. Yani insanın yazgısı belirlenmiştir. Sophokles Oidipus'u bu kötü kaderi karşısında (Aristoteles'in Sophokles için söylediği gibi) tam bir pişmanlık ve 'keşke bunları görmeseydim' dercesine gözlerini oymasıyla aslında olayların akışına müdahale edemeyen Oidipus'u idealize eder. Sophokles, yaşadığı kaderle, kaderi suçlu görmekten çok, gözlerini oyan Oidipus tipini yaratır.
Günümüzde hala pek çok edebiyat eserinde, sinemada, dizilerde görebileceğiniz Oidipus'un nasıl bir arketip olduğunu anlamanız için okumanızı ve eser üzerine yayınlanmış eleştirileri, dipnotları okumanızı tavsiye ederim. Derdini çok güzel anlatan, farklı alanlara da ilham olmuş harika bir eser.