Puan vermedi·560 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Eylül 2021 09:58 “Dura Mater” sinirbilim alanındaki önemli isimlerden Serkan Karaismailoğlu’nun son kitabı. Kitap aynı zamanda bir serinin de finali olarak yayımlandı. “Mater serisi.”
“Mater serisi”, yazarı tarafından “Nöro roman” olarak tanımlandı. Tanımı, serinin önceki kitaplarının incelemesinde pek çok kişi yaptı ancak tekrar etmekte yarar var. Nöro roman, bilimsel verileri metne uygun şekilde yerleştirerek yazılan romanın tanımı.
Mater serisinde dikkati çeken ilk husus yazarın derin bir birikime sahip olması. Sinirbilim alanında uzman olmasına karşın konuyla alakalı olmayan pek çok değinme yer alıyor kitaplarda. En dikkat çekeni bilim ve teknoloji. Bunları mitoloji takip ediyor. Yazarın bilim ve teknolojideki son gelişmeleri son derece yakından takip ettiğini metinden anlıyoruz. Mitolojiye gelince, kahramanların isimleri çokça mitolojik şahsiyetlerden seçilmiş. Kişilikleri ve mitolojik özellikleri paralellik taşıyor. Bunun yanı sıra yazar iyi bir gözlemci. Şu satırlar gözlem konusunda fikir verebilir.
“Mesela 2300 yıl önce yaşamış olan Aristotales’in öğrencisi Theoprastus, bir insanın harcayabileceği en değerli şeyin zaman olduğunu söylemiş. Aranızda, bu çok ilkel bir düşünce ben buna katılmıyorum diyecek olan var mı? Karakterler adlı kitabında insanları davranışlarına göre türlere ayıran Theoprastas, bakın o dönemde boşboğaz insanları nasıl tanımlamış. Söze karısını överek başlayan, önceki gece gördüğü rüyayı anlatan ve yediği yemekleri teker teker sıralayan insanlar. Şimdi sosyal medya hesaplarınızda yiyeceği her yemeğin fotoğrafını paylaşan ya da sevgili veya eşlerini her yüklediği fotoğrafın içine sokmaya çalışan kişileri düşünün. Üzerinden 2300 yıl geçmiş olsa bile bazı tanımların ne kadar geçerli olduğu hala ortada. Burada ise bir başka yazı görmektesiniz. Bugünün gençleri lüks ve gösteriş düşkünü, saygısız, baş kaldıran, geveze ve obur yaratıklardır. Ne kadar tanıdık değil mi? Etrafımızdaki yaşlı insanların ya da şu anda salonda bulunan bazı konuşmacıların fikri gibi gözüken bu cümle aslında milattan öncesine ait. O yıllarda bile hemen her toplumda yeni kuşak gençlerin insanlığı felakete sürükleyeceği düşüncesi hakim.”
Romanlar, yazarın kendi bakış açısını da okura yansıttığı metinlerdir. Bu bakış açısıyla okurun hayat görüşü aynı doğrultuda ise yazara karşı farklı bir yakınlık ve takdir hissi gelişir. Bazı alıntıların sosyal medya aracılığıyla sayısız kere paylaşılmasının nedeni bu görüş üzerinde birleşilmesidir. Yazar bizim gibi düşünmüş ve bunu kayda değer biçimde ifade etmiştir. Bu satırların altını çizeriz. Mater serisinde altı çizilecek pek çok satır var. Birkaçını eklemek isterim.
“İşlediğiniz suçun ne kadar büyük olduğunun hiçbir önemi yoktu. Kaderinizi belirleyecek olan, elinizin altındaki gücün ne kadar büyük olduğuydu.”
“Dünya ilk ne zaman kirlenmeye başladı biliyor musun? İnsan denen memeli canlı, bu topraklarda ilk kez nefes alıp vermeye başladığı zaman. Yeryüzündeki yaşamın kaynağı olan temiz oksijeni tüketip, kirli karbondioksitini etrafa saçmak hiçbir zaman ona yetmedi.”
“… Mesela yeryüzünde var olmuş hemen her toplum, tarih boyunca insanları çeşitli şekillerde sınıflandırdı. Ama ilginç bir şekilde bu farklılıklar evrensel bir karakter taşımıyordu. Mesela Amerika Kıtası’nda yaşayan bir insan için derisinin koyu renkte olması ölümcül bir mesele iken, Asya’daki insanlar açısından hangi renkte göründüğünün bir önemi yoktu. Diğer taraftan Hindistan’ın tarihinde çok önemli bir yer tutan kast sistemi, Avrupa’daki birçok devletin ilgisini çekmemiş basit bir detaydı sadece. Yani Otto, söz konusu hiyerarşi olduğunda toplumlar arasında her zaman farklılıklar olmuştu. Ama bunlardan sadece bir tanesi diğerlerinden çok farklıydı çünkü neredeyse yeryüzündeki bütün kültürlerin hepsinde egemen olmayı başarmıştı. Bu ortak hiyerarşinin adı, cinsiyet ayrımıydı.”
Mater serisine başladığımda bunun bir distopya olduğunu hiç düşünmedim. Biraz bilim, biraz aşk, biraz polisiye; sonuçta son derece akıcı okunan, bilgiyle desteklenmiş bir metinle karşı karşıyaydım. Ancak seri sonuna geldiğimde zihinde yer edecek bir distopyayla karşı karşıya kaldım. Buna, insanın kendi yarattığı “şeye” yenilmesi/teslim olması denebilir. Akış hakkında yorum yapmak ipucu vermek olur, bu yüzden fazlaca yoruma girmemek gerektiğini düşünüyorum. Burada yazarın ricasını da hatırlamak gerek: “Spoiler vermeyen okurların hastasıyız…” Öyleyse kısa tutmakta yarar var ancak şunu belirtmek isterim: Final hakkında hayal kırıklığı yorumunu yapan birkaç okura rastladım. Benim için de öyle ama bu finale değil insana dair bir hayal kırıklığı. Hikaye tam olması gerektiği şekilde bitiyor. Oldukça hüzünlü, geleceğe dair olumlu öngörülerimizi yerle bir eden bir finalle karşı karşıyayız ve bunu sindirmek zorundayız. Çünkü teknolojik gelişmeler de böyle bir finali işaret ediyor.