Puan vermedi·431 syf.····Okunma: 27 Ağustos 2019 16:18 Canan Tan'ın ilk okuduğum romanı oldu bu kitap. Şiir okumayı seven biri olarak ilk ismine bakınca aklıma Nazım Hikmet'in Piraye'si gelmişti -belki şiir okumayan da bilir Nazım Hikmet'in Piraye'ye olan aşkını- ve kitabın ilk sözü de Nazım Hikmet'in sözüyle başlıyor. Ama kitap öyle şiirsel bir yanı olmayan ve Nazım Hikmet ile alakalı konular içeren bir kitap değil, İstanbullu kızımız Piraye'nin yaşadığı uzun bir süreci konu alıyor.
Kitap 432 sayfadan oluşmakta ve yazarın dili öyle akışkan ki romanın nasıl geçip gittiğini anlamadım. Haftasonu alıp bir oturuşta bitirilecek kitap, gözümde bir film şeridi gibi geçti diyebilirim. Sürpriz bir sonu var. Başkarakteri benimsiyorsunuz, yaşadığı duyguları siz de yaşıyorsunuz yazar resmen sizi bütünleştiriyor romanda. Piraye özgürlüğüne düşkün, ismini Nazım Hikmet'in eşinden almış, halktan yana bir kız. Bu roman Piraye'nin okul, aile, aşk, evlilik ve evlilik sonrası dramı konu ediniyor. İlk sayfalarında bana biraz türk dizilerini anımsattı, güzel bir kız var ve birkaç tane erkek ilk görüşte aşık oluyor vs. Ben biraz banal buldum o kısımları ve beğenmedim. Ama sonrası aktı. Yani okurken başkaraktere uymayan davranışlara denk gelebilirsiniz ama ben onu Piraye'nin romanda olgunlaşmasına yoruyorum diyebilirim sanırım.
Yani çok çok iyi diyemem ama okumaya başladığınızda bir sonraki sayfayı merak ediyorsunuz ve 2 günde bitiyor öyle akışkan bir dile sahip. Kitabın içerisindeki bazı konular fazla uzatılırken bazıları kısa kesilmiş. Çok da aramadım eksikliğini belki daha çok üzerinde durulsaymış daha iyi bir roman olabilirmiş, hoş bir kitaptı. Bu tür konular ve biraz da Türk dizisi ve filmlerini anımsatan kitapları seviyorsanız bu kitabın tam size göre olduğunu ve sıkılmadan bitirebileceğinizi söyleyebilirim