Sıkı durun! Bu kitap sadece yarım yamalak, garip isminden ibaret değil! Italo Calvino fare gibi biz okuyucular üzerinde deneyler yapmış. Kurduğu çıkmaz labirentlere merakımızı yerleştirmiş ve debelenmemizi güle oynaya izlemiş. Hiçbir sona bağlanmayan ve birbiriyle alakalı olmayan ona yakın öykü mü dersiniz yoksa ikinci tekil şahıs ile anlatım mı? Korkmayın demek isterdim fakat bu kitaba başlayacaksanız sinirlerinize hakim olduğunuzdan emin olmalısınız. Sabrın sonu ise selamet; böyle bir şey okumadım tepkisini vereceğiniz konusunda çekinceniz olmasın.
Girişte de bahsettiğim gibi ona yakın sinir bozucu öykü yazmış sayın yazar. Saf bir okuyucu olarak kitaba başladınız, ilk öyküyü okudunuz ve yarıda kesildi. Ardından yazar “basım evi hatasından ötürü öykü yarıda kalmış” gibi bahaneler sunmaya başladı. Diğer öyküye geçtiniz, karmaşık ama başarılı bir dille anlatılmış, okuyucuyu kötü bir rüya görüyormuş hissi bırakan yazıyı okuyorsunuz. Pat! Bu öykü de yarıda kaldı. Masum bir okuyucuyuz ya, bu öykünün yarım kalma sebebine bir kılıf bulan yazara inanıyoruz. Bu böyle gidiyor, gidiyor ve kitabın yarısında ne okuyorum ya ben reaksiyonunu veriyorsunuz.
Italo Calvino’nun dili, cümleleri hemen çözebileceğiniz tarzda değil, mücadele gerektiriyor. Anladığınız takdirde insanda bir şey başardım hissi oluşturuyor. İtiraf ediyorum, eğer dilinin çekiciliği ve neye bağlanacak acaba merak duygusu olmasa bu kitabı yarıda bırakırdım. Okuyucu olarak sürekli yenilen ama güreşe doymayan bir pehlivan gibisiniz.
Yazarımız bu tarz bir kitap yazma sebebini biz okuyucularla 192. Sayfanın son paragrafında paylaşıyor. Meğerse öyküler fasa fisoymuş. Yarım kalan öykülerin arkasını araştırmak için ana kahraman olarak bir erkek seçmiş. Hayallerindeki özelliklere sahip kadın karakterini de kitaba yerleştirmiş fakat yarattığı erkek karaktere yar etmemiş. Yani oluşturduğu kadın karakteri yine kendi oluşturduğu erkek karakterden sakınmış, ne psikopatça…
Yazarın açıklamalarından sonra vay be dedim ve kitaba yeniden tutundum. Kalan 50-60 sayfa oldukça aktı diyebilirim.
Kitabın son kısmında ise Italino Calvino’nun okuyucu tiplemeleri üzerinde müthiş ötesi bir gözlemi bulunmakta. Mesela bazılarının kitap okumanın en çok okumadan önceki arzulama kısmı hoşuna giderken, bazıları kitaptaki her bir cümleden bir anlam çıkarma arayışında. Kimisi sadece kitapların başlarını okuduğu zaman tatmine erişirken, kimisi bir sonuca bağlayamadığı zaman kendini boşa okumuş sayıyor.
Bizim erkek kahramanımız ise bu öykülerin sonlarını bir kütüphanede bulup tamamlamak istiyor. Oradaki okuyucularla konuştuğunda anlıyor ki aslında her bir öykü başlığı birleştirildiğinde bir yolcunun yola çıkışını anlatan cümle ortaya çıkarıyormuş.
Kitabın sonunda ise karakterlerin evlenip mutlu sonla biten eski klasik romanlara yine harikulade bir eleştirisi bulunmakta. Her şeyi bir sonuca tamamlamak isteyen erkek kahramanımız kız arkadaşıyla evlenip bir ömür boyu mutluluk biletini alacağını düşünüyor fakat hayatın o kadar basit olmadığını evlendikten sonra eşiyle aynı yatakta bu kitabı okurken anlıyor.
Sonuç olarak, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu merak uyandırıcı, yazarın harika gözlem ve hayatı basite indirgeme konusunda eleştirilerinin çok güzel işlendiği fakat anlaması da bir o kadar zorlu kitap olmuş. Denek faresi olarak labirentin ortasında sağa sola şaşkın şaşkın bakıp duruyorum…
ATH