Başkomiser Galip'i çok özlemişim meğer ,okurken daha iyi fark ettim. Onu ve ekibini seviyorum
İstanbul'da bir inşaat firmasının zengin ve arkası sağlam sahibi öldürülür. Olay cinayet masası ve TEM e ortak olarak verilir. Öldürülen şahıs ve şirketin geçmişindeki olaylar araştırılırken farklı cinayetler de işlenir...
Kitapta sadece seri cinayet soruşturması anlatılmıyor. Devletin içine çöreklemiş , kendi cezasını kendi veren , karşısına çıkan kim olursa olsun ezen bir çeteden de bahsediliyor. Bu çetenin içinde kimler olduğu tam olarak bilmedikleri için kime güveneceklerini de tam olarak bilemiyorlar. Bu noktada Galip ile birlikte aynı endişeleri yaşadım. Aynı anda farklı olaylarla uğraşırken bir de özel hayatının karışıklığı giriyor için içine .
Hayatın içinden ve çok yönlü bir kitap olarak nitelendirebilirim Felsefe Cinayetleri'ni. Sadece bir soruşturma değil , hayatın içinden , yaşayan karakterlere sahip. Bu yönü kitabı daha da çok sevmeme sebep oldu. Çevik kuvvet ve davranışlarını okurken Galip'i takdir ettim . Doktor Pelin'i de çok sevdim. Serinin diğer kitabında kendisi ile daha fazla karşılaşacağımı düşünüyorum.
Polisiye ve kurgu yönünden muhteşemdi kitap.