·160 syf.····Okunma: 14 Aralık 2021 00:00 "Bu yapıt, Türkiye'de ilk 'best-seller' ve Türkler arasında Kuran'dan fazla okuyucu bulan tek kitap oldu."
–prof. petra kappert, (frankfurter allgemeine zeitung, 9.1.1982)
Merhaba... Mahmut Makal'ın Bizim Köy kitabını okudum. Gerçek köy yaşamını ilk anlatan yazarı ve kitabı olan Mahmut Makal'ın Bizim Köy'ü, Dönemin Anadolu köylüsünün cahilliğini, çıkarları için birbirine nasıl düşman olabileceğini ve olduğunu, köylünün eğitime, çağdaşlaşmaya ve öğretmene nasıl düşman olduğunu, kadına bakışını ve onların gözündeki önemini (!), bunun yanısıra ise köylünün nasıl zor şartlarda yaşadığını, milletin efendisi denilen köylünün (ki buna katılmıyorum.) Ankara'nın ve siyasetçilerin sandığı gibi ya da bundan önce köy konusunu ele alan eserlerin dediği gibi her şeyin güzel olduğu, insanlarının iyi ve ahlaklı olduğu bir tablo havası çizmez. Doğan çocukların yarısı soğuktan ve/veya yoksulluktan ölür ve doktor buna çare bulmak istese bile köylüler şöyle engel olur ve yanıt verir:
'Akıl dail eğlence. Sanki toktor Allah'ın hikmetine karşı gelecek...'
'Veren Allah, alan Allah. Çok şükür bugünkü günümüze. Biz kaldık da neye yaradı. Ağşamlaradan işimiz gücümüz sövüp sayıp günaha girmek. Hiç olmazsa bunlar sabi sabi gidiyorlar, huri analarının yanına...' (syf.14)
Kitapta bir sahne daha vardı. Gani Çavuş'un odasında köylüler sorunlarından, yoksulluklarından bahsediyordu. Sonra bir hafız yolunun üzerinden geçtiği her köyden para toplaya toplaya kitapta var olan mekana/köye geliyordu ve Gani Çavuş'un odasına giriyordu. Kitabın ana karakteri öğretmen dışında odada bulunan tüm köylüler gelen gencin hafız olduğunu öğrenince her gün yavan ekmek yiyen ve bulabilirse su içebilen köylüler hafızın istediği parayı toplayıp vereceğini söylüyorlardı. Bu sırada hafız, "Çimli köyünün bir öğretmeni var. Çatlağın biri. 'Virmeyin' dedi. Odada bir gürültü çıkardı. Şıklarınan bozuştular. Sonra dışarıya kovaladılar gitti. Zaten bu eşşekoğlu eşşeklerden ne hayır gelir. Sizin köyde yoktur inşallah öğretmen?..." diye öğretmenlere hakaret etti. O sırada orada bulunan kitabın ana karakteri ve anlatıcısı olan öğretmen ise şöyle düşünmeye başlamıştı: "Kalma bu hakaretin altında, Atatürk devrimlerinin öncüsüsün sen bu köyde. Öğretmen ordusuna uzatılan bu dili koparmak sana düşer."
Yukarıdaki sahneleri de okuyup hâlâ böyle çok insan olduğununda bilincinde olduktan sonra her ne kadar 3 yıl öncesine kadar, "Her insan eşittir", "Herkes özeldir" "Hümanist anlayış dünyaya ve ülkemize hâkim olmalıdır."... gibi romantik düşünceye sahip olsam da insanları gördükçe, tanıdıkça ve de bu tür kitapları okudukça artık bunu savunmuyorum ve de doğru bulmuyorum. Sırf insan olduğu düşüncesinden ya da "farklı görüşlere sahip olsa da her fikre ve onu dile getirene saygı duyulmalıdır." saçmalığından hareket ede ede şu anda var olan olumsuz durumlar yaşanıyor. Her insan özel değildir zaten her insan formundakiler de insan değildir diye düşünüyorum.
Tekrar kitaba döneyim... Kitap çıktığı sırada ülkede çok büyük bir yankı yapmış ve ülkede iktidar değiştikten sonra İngiltere basınında şöyle yer almış:
"Canlı bir izlenim. Türkiye'de büyük heyecan yarattı ve Demokrat Parti'nin zaferine yararlı oldu."
–manchester guardian
Kitabın her ne kadar Demokrat Parti'nin zaferinde etkisi olduğu söylense de yazar Adnan Menderes'in de hışmına uğruyor.
Dönemin köy politikalarındaki aksaklıklarına da dikkat ceken yazar, köy yazılarına CHP döneminde, 18 yaşında (1948) başlayıp 20 yaşında (1950) "Bizim Köy" adıyla kitaplaştırıyor ve bu kitap, bu coğrafya da başarılabilecek kadar başarılabilen insanlığın, ilerlemenin, çağdaşlaşmanın nasıl sekteye uğratılabileceğini ve bu unsurların da neler olabileceğini önceden haber veriyor.
Herkese keyifli okumalar...