Adı:
Bizim Köy
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
195
Format:
Karton kapak
ISBN:
9750404443
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Literatür Yayıncılık Dağıtım
Baskılar:
Bizim Köy
Bizim Köy
1950′de ilk baskısı yapılmış, Varlık dergisinde “Bir Köy Öğretmeninin Notları” adıyla yayınlamış, sonradan bu adı almış. Köy gerçeğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyan notlar, anlatılar, öyküler… Bu çıplaklık bazılarını utandırmış, bazılarını utandırmakta hala, ayıp şeyler kimseye söylenmemeli düşüncesinden mi bilmem, zamanında da şimşekleri üzerine çekmiş, günümüzde de ismi bile yüz kırışıklığına(kibarca söylemek istedim) neden oluyor. Köyde doğdum, 1977, ilkokulu köyde okudum, 1988, “Bizim Köy”de anlatılanlar hiç de yabancı gelmedi bana, bizim köy…. Öğretmenlere, özellikle edebiyatı hala çiçek, böcük, din-hamaset, ahlak vb. görenlere, okutulmalı. ÖSS savsatasını edebiyat sanan zavallılar, ki öyle de belletiyorlar ÖSS-zede öğrencilere, aşağıdakilerden hangisi olarak yaşayan, yaşamları belirli seçeneklerin dışına çıkamayan, o seçeneklerde verili, oku, korkma, cıs değil bu anlatılanlar… Gözlem gücü, doğal anlatın, acımasız-gülünç-trajik gerçekçilik… İyi ki yazmışsın “Mamıt Hoca”….
Mahmut Makal köy enstitülerinin* karanlık köylere ışık olmaları için yetiştirdiği köy çocuklarından biridir. 17 yaşında İvriz Köy Enstitüsü’nden mezun olur ve kendi köyüne yakın bir köye öğretmen olarak atanır. 20 yaşında Varlık Dergisi’ne yazdığı Köy Notları’nı Bizim Köy kitabında toplar. Kitap çeşitli dillere çevrilir, iç ve dış basında yankı uyandırır. Köy gerçeğini anlatan ilk yazarlardandır. Köyü olumsuz tanıttığı gerekçesiyle tutuklanır. Yaşamı boyunca düşünceleri yüzünden birçok soruşturma geçirir.

Yazar öğretmenlik yaptığı köydeki insanların yaşamını anlatır. Çeşitli başlıklar altında sade olduğu gibi anlatılanlar bir Orta Anadolu köyünün acı bir çığlığıdır. Ahırdaki hayvanının yere pisliklerin içine döktüğü buğdayı toplayacak kadar muhtaç olan, yakacak tezeği yoldan gerektiğinde birbirleriyle kavga ederek toplayan kadınları, yaz kış yalın ayak dolaşan, soğuktan, hastalıktan ölen, okula aç gelen, fişlerde okudukları balın ne olduğunu bilmeyen çocukları ve köy yaşamına dair izlenimlerini, bazen iğneleyici, alaycı, kızgın bazen çözüm bulmaya çalışan iç sesini, çaresizliğini tüm içtenliğiyle yazmış. Bilgisizliğin, fakirliğin, yokluğun, sömürülmenin insana yansıması o kadar acı ki. Mahmut Makal da yazmış, seslerini duyurmaya çalışmış. Duyurmuş da 1967‘de Unesco tarafından dünya gençliğine örnek insan olarak seçilmiş. Ancak kendi ülkesinde yazdıkları bazı çevrelerin, köydeki insanların ve ailesinin olumsuz eleştirilerine hedef olmuş, eleştirilmiş. Kendisine cephe alınması onu yıldırmamış, doğru bildiği yolda yürüyüp insanların acısını dindirmek için mücadeleye devam etmiş. Yazarın bu davranışı övgüye değer.

Okulu yeni bitirdiğinde öğretmene söylenen “Okumuşleyin ya vali ol, ya kaymakam. Sen de bizimnen köy yerinde süründüktengilli ne hayrını görecen.” sözü köylülerin gözünde öğretmenin saygın bir yere sahip olamadığına dair bakış açısını gösteriyor. Çocuklarının okumalarına pek taraftar değiller ancak erkeklerin askerde mektup yazacak kadar okuma öğrenmelerinin yeterli bulup daha fazlasını istemiyorlar. Bize öte dünya lazım diyerek çocuklarını okul yerine Hoca, molla gibi insanların yanına gönderiyorlar. Soğukta, yağmurda ders yapamadığı damı olmayan okulu onarmaya kimse yanaşmamakta ancak bu hoca denilen kişilere köylülerden cumalık adı altında para, tütün, sigara, yiyecek, eşya gibi elinde ne varsa bu kişilere vermektedirler.

Köylülerin ise öğretmene olan tutumları belli onu istememektedirler. Hatta bir gün köye yolu düşen birinin dua okuyup da maddi yardım isteyen birine kendilerini dolandırmalarını önlemek isteyip de sorular sorması üzerine köy odasından açık bir şekilde kalkıp gitmesi söylenince çok üzülür. Böyle bir zihniyet karşısında Mahmut Makal bazen ağlayacak duruma gelir, kendisine şu soruyu sorar: “Nasıl savaşmalı bu kara kuvvetle? Hangi dilden anlar bunlar?”

Bu karanlık sömürünün yıllar geçtikçe daha gelişmiş, sistemli, örgütlü bir şekilde devam ettiğini görüyoruz. Yaptıkları yolsuzlukların tarihe geçmiş isimleri var. Güncelliğini koruyan sorular ne yazık ki. En basit şekliyle düşünecek olursak madem “ öte dünya önemli” diyen kişiler neden bu dünyada bitmez tükenmez para, iktidar, şan, şöhret peşinde koşarlar. Bunlarla savaşmanın yolu okumak, düşünmek, sorgulamak, özgür düşünebilmek, kendimizi ifade edebilmektir. Cumhuriyet, laiklik, demokrasi, bağımsızlık, hukuk, sosyal adalet kavramlarına önem verip ilke edinmektir.

Yazarın Bizim Köy kitabının yanında daha önce okuduğum Kuru Bir Sevda-Kalkınma Masalı kitabını da okumanızı öneririm.

“Köy Enstitüleri uygulaması, eğitim yoluyla köyü canlandırmak, toplumu etkilemek, yetiştirilecek yeni insanların çabalarıyla çağdaş uygarlık kervanının ardından yetişmek ereğine dönüktür. Köy Enstitülerinde, insanoğlunun erdeminin ve yaratıcılığının, elleriyle beyni arasında kurabileceği uyumla doğru orantılı olduğu gerçeğine uygun biçimde yetişiyordu yeni insan. Eğitimin gerçek ereği, halk kaynağını harekete geçirmek, üstündeki karanlık perdeyi, yetişen çocukların eliyle kendisinin yırtıp atmasını sağlamaktır. Böyle eğitim kurumu, böyle yetişmiş insan istenmiyor. Bu yüzden de Atatürk’ün Türkiyesi eğitimsiz, işsiz, yönsüz-yöntemsiz, idealsiz insanların, din tüccarlarının ülkesi oldu. Öğretmen yetiştirmekten bile korkuyoruz. Dünyasal, çağcıl, bilimsel ve laik bir eğitim uygulanmasına geçemeden, düşünen, konuşan, ülke sorunlarının çözümü için didinen insanı yetiştirmeden ve de bu insanlardan yana davranacak yöneticilere kavuşmadan hiçbir yere varamayız. Geriye geriye giderek gericiliğin çıkmazına girdik. Köy Enstitüleri uygulamasının günümüz koşullarına göre işletilmesi bir seçenek olabilir.” Mahmut Makal

*Köy enstitüleri 1940 yılında köylerdeki çocuklarının eğitilerek Anadolu köylerinde öğretmen olarak görev yapmaları için kurulmuş okullardır. Elverişli geniş arazileri olan yerlerde açılan eğitim enstitülerinde arıcılık, modern tarım, inşaat, marangozluk, terzilik bilgileri veriliyordu. Ayrıca kültür ve sanat eğitimine de önem veriliyordu. Her öğrencinin yılda 25 klasik roman okuması ve en az bir müzik aleti çalması sağlanıyordu. Yine yıl içinde çeşitli tiyatro eserleri çalışılıp sergileniyordu. Köy enstitüsünü bitiren öğretmenler köyü tanıyan, kültürlü, görev aşkıyla dolu, aydın kişilerdi. Atandıkları köylerde eğer okul yoksa -büyük olasılıkla olmazdı ya da yıkılmış olurdu- önce okul inşa edip, köy çocuklarına okuma yazma, temel bilgileri öğretmelerinin yanında, ziraat, tarım alanlarında da bilgi birikimlerini köylülere aktarırlardı. Köyün kalkınması, köy insanının yaşamının iyileşmesi için çaba sarfederlerdi.
Köy Enstitüsünü bitirip 18 yaşında köylerde öğretmenlik yapmaya başlayan Mahmut Makal 1950'lerdeki köylerin yaşam şartlarını kitapta ifade etmiş, geçim sıkıntısı bir tarafa en temel ihtiyaçlar bile zor koşullarda sağlanmaya çalışılmış... O dönemlerde yaşam oldukça zormuş...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.328 Oy)19.086 beğeni43.464 okunma3.028 alıntı183.274 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.567 Oy)8.847 beğeni28.768 okunma844 alıntı139.910 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.472 Oy)8.053 beğeni22.835 okunma834 alıntı89.986 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.735 Oy)13.441 beğeni34.597 okunma3.421 alıntı146.358 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.912 Oy)8.865 beğeni26.379 okunma2.666 alıntı115.013 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.302 Oy)9.266 beğeni25.686 okunma1.835 alıntı118.984 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.004 Oy)5.411 beğeni17.351 okunma1.006 alıntı60.278 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.672 Oy)5.778 beğeni19.714 okunma847 alıntı101.425 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.485 Oy)7.888 beğeni21.418 okunma4.020 alıntı129.661 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.030 Oy)6.381 beğeni16.853 okunma2.927 alıntı86.219 gösterim
Henüz on sekiz yaşında olduğunuzu düşünün ve bir köy okulunda öğretmensiniz mesela, yıl 1950 köylerde açlık, sefalet, ilgisizlik, hastalıklar kol geziyor.Çalıştığınız okul,okul bile denemeyecek kadar derme çatma ve sizden beklenenler...ve yoksulluk ve çaresizlik ne yapadınız?
Makal tüm bu çaresizlikler içinde, bir köy öğretmeninin notları şeklinde o yıllardaki köy yaşamını tüm çıplaklığı ile sermiş gözler önüne.
Kendisi de bir köy çocuğu olan Makal'ın anlattıkları iğreti durmuyor kitapta çünkü bunları yazarken hüznünü, isyanını, çaresizliğini ta yüreğinizde hissediyorsunuz siz de..
Dışarıdan eleştiren, küçümseyen bir göz değil yazar eserde, bilakis anlattığı tüm sıkıntıları yaşamış, insanların çaresizliğinin sesi olmak istemiş anlattığı insanların bile tepkisini çekmiş bir yazar.
"Efendim, bizim arkadaşlar Hacı Ahmet’in Memiş'ine de duyurmuşlar: "Senin güdük eşeği yazmış. Eşek koşar çifte demiş."
Yakalamış Memiş, babamı:
"Söyle oğluna, edebiyle otursun oturduğu yerde. Bak bi, millet onu ne kadar sayıyor. Söylediğini bilmeli bi adam. Nesine gerek benim eşek? Eşek koşarım, kedi koşarım, o benim bileceğim iş. Kapısına varıp ekmek istersem, virmesin."
Babamı doldurmaya yetmiş bu söz:
"Sen adam olman, oğlum. Tobeler ki, olman. Ben açık söylevim. Ulan, el kendisini büyütmeye çalışır, sen de gider milletin durumunu dillendirirsin."
"Bizim evde hele, hiç dirlik yok bu yüzden. Anamla, babamla pençeleşmediğimiz dakika olmuyor. Gülüp geçeyim diyorum; "Bize gülüyor, bizi hor görüyor" diye kızıyorlar bu tanesi gelmiş, anamı kışkırtmış: "Atike Nine, tandırınızı yazmış Mahmut, ocağınızı yazmış. Pencerenizi, evinizi, hep yazmış."
Anam başlıyor ilenmeye bu kez de:
"Allah ellere evlat vermiş, bana da kara kara taş vermiş. Seni bana vereceğine, kenefe bi fazla gideydim keşke. Köylü de irezil oldu senin yüzünden, biz de."
Derdini anlatamazsın. Gülüp geçsen olmuyor. Bu yoksulluklarından utanmanın onlara düşmediğini ne bilsinler... Bir fasıldır gidiyor.Sonra okul işi...
"Yazmış, onu da yazmış. Hökümetin duymadığı ne kaldı da, o kalsın!
Akıcı yalın bir anlatım ibretlik bir kitap nereden nereye diye düşünmeden edemiyor insan .
Ben de bir köy romanı etkisi bıraktı. Konusu , kişileri , olayları... hepsi tamam. Şu anda bile o köyde yaşıyor gibiyim. Şimdiye kadar okuduğumuz köy romanlarıyla kıyaslanınca son derece inandırıcı bir olay örgüsü ve anlatımı var.
Bizim köy harika bir başyapıt unutulmuş olan bir köyde bir ogretmenin zorlu eğitim savaşını anlatıyor bu kitap bir roman değil bu kitap gerçekleri tokat gibi yüzünüze çarpan bir Türkiye raporudur. Cumhuriyet sonrası koy okullarının ve köy insanının eğitime bakış açısını tüm ciplakligiyla görebileceğiniz harika bir eser.
Mahmut Makal dedikleri yazardan
Okuram okuram gardaş..

Eheh küçük bir şakayla başlayayım dedim.
Zamanında çok beğenilmiş yabancı dillere filan çevrilmiş bir eser bu. Zannımca edebi değerinden çok genç bir köy öğretmeninin samimi anlatımı çarpıcı gelmiş insanlara. Köy enstitüleri bizim aydınımız için büyülü konulardan biridir zaten. Tek başına bir kurtuluş reçetesi gibidir. Gerçekten öyle midir? Tam emin değilim. Yazacağım bunu bir ara gazeteye.
Nihayetinde genç köy öğretmenlerinin yaşadıkları sıkıntıyı ve en başta devlet tarafından maruz bırakıldıkları yalnızlığı, köylerin sefaletini vs eğer bilmiyorduysanız bir nebze öğrenmenize yardımcı olabilir. Irahatınız kaçabilir..
Köy enstitüleri ile ilgili kitap ararken karşıma çıkan bir kitap daha. Mahmut Makal ile geç tanıştım, ilk okuduğum kitabı da "Bizim Köy" oldu. Çok beğendim, çok şey öğrendim, diğer kitaplarını da mutlaka okumaya çalışacağım.
Köy edebiyatının yolunu açan bu kitap, 1950'lerde köyde yaşanan hayatın nasıl olduğu gerçeğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermesi bakımından çok etkileyici.
Kitap, bir roman değil, Mahmut Makal'in başından geçenleri ve tanık olduğu durumları anlattığı bir eser. İnsanların açlık ve yoksulluk içinde nasıl hayatta kalabildiklerini okudukça şaşırıyorsunuz. Öte taraftan köylünün bilime değil, dine ve dinsel dogmalara karşı tavrı da çok ilgi çekici. Toplumsal yaşantımızda öteden beri anlamadığı şeyi bir "hoca" ya da "hafız" dedi diye doğru kabul edip hareket eden insanları da göreceksiniz.
Köye ilgi duyan ya da öğretmenlik mesleğinin ne olduğunu sorgulayan insanlar için okunması gereken bir kitap olduğu düşüncesindeyim.
Köyden yükselen yoksulluk çığlığı kulaklarını ve gözlerini her türlü olumsuzluğa kapamak isteyenlere köyleri yemyeşil,bereketli,güzel köylü kızlarının berrak pınarlardan su taşıdığı yerler olarak gösterme çabasında olanlara atılan bir tokat.Daha ilk sayfalarında bir gübre,sefalet ve pislik kokusu yapışıyor gırtlağınıza. Kitabın sonuna kadar da bırakmıyor. Bu güzelim yurdu hapishaneye çevirenler insan haklarını hiçe sayanlar, Anayasa'yı çiğneyenler kimlerdir? Ama Fikret'in özlediği sabah bir gün olacak. Sabah olacak..
Çok değil 17 yaşında yazmış Makal bu eseri. Insanın inanası gelmiyor. 1950 lerde Orta Anadolu'da bir köyden bahsediliyor. Makal bu köyde öğretmen, yaşı 17. Köylünün içler acısı halini tüm ciplakligiyla tokat gibi çarpmış dönem hükümetinin suratına. Haliyle tutuklamışlar adamı. Etkisinden çıkaramadığım nadide eserlerden. Köy gerçeğini anlatan en iyi yapittir diyebilirim.
Adnan Menderes'in idamından yıllarca haberleri olmayan köylüler ve aynı günlerde, kırsalda keskin ve yeni bir şekilde yaşanmaya başlayan; toplumsal değişim...
18 yaşındaki bir öğretmenin tüm gerçekliğiyle bir Anadolu köyünü anlatan kitap. Halkın fakirliği, açlığı , cehaleti o kadar göz önündeki gelişmek için hiç bir şey yapmamaları hatta bunu değiştirmeye çalışan öğretmenleri bile zor durumda bırakmalarını, nasıl düzeltmeye çalıştığını çok yalın bir şekilde anlatmış Mahmut Makal.
Öyle ki, çok akşamlar, işimi gücümü bırakıp, onlar için yazı bulup okuyorum. Çağırıp dört gözle bekliyorlar. Sesli okumaktan, az çok dil damak yorulsa da, onların beğendiklerini, bir şeyler öğrendiklerini gördükçe, yorgunluğumu unutuyorum.
Ah! en küçük bir çıkar karşısında insanları on kilometre ötesindeki kardeşlerine düşman eden cehalet, ve ah! bu Anadolu'nun ezelden beri çözümlenemeyen karışık toprak sorunları!..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bizim Köy
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
195
Format:
Karton kapak
ISBN:
9750404443
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Literatür Yayıncılık Dağıtım
Baskılar:
Bizim Köy
Bizim Köy
1950′de ilk baskısı yapılmış, Varlık dergisinde “Bir Köy Öğretmeninin Notları” adıyla yayınlamış, sonradan bu adı almış. Köy gerçeğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyan notlar, anlatılar, öyküler… Bu çıplaklık bazılarını utandırmış, bazılarını utandırmakta hala, ayıp şeyler kimseye söylenmemeli düşüncesinden mi bilmem, zamanında da şimşekleri üzerine çekmiş, günümüzde de ismi bile yüz kırışıklığına(kibarca söylemek istedim) neden oluyor. Köyde doğdum, 1977, ilkokulu köyde okudum, 1988, “Bizim Köy”de anlatılanlar hiç de yabancı gelmedi bana, bizim köy…. Öğretmenlere, özellikle edebiyatı hala çiçek, böcük, din-hamaset, ahlak vb. görenlere, okutulmalı. ÖSS savsatasını edebiyat sanan zavallılar, ki öyle de belletiyorlar ÖSS-zede öğrencilere, aşağıdakilerden hangisi olarak yaşayan, yaşamları belirli seçeneklerin dışına çıkamayan, o seçeneklerde verili, oku, korkma, cıs değil bu anlatılanlar… Gözlem gücü, doğal anlatın, acımasız-gülünç-trajik gerçekçilik… İyi ki yazmışsın “Mamıt Hoca”….

Kitabı okuyanlar 85 okur

  • Faramir
  • Kadriye Şengil
  • Lala La
  • Ayşe
  • esmanur
  • Kartal Kartal
  • Xczg
  • Sidar Sadık
  • Yener TAN
  • M.Kamil Akyüz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.1
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%21.9
25-34 Yaş
%28.1
35-44 Yaş
%31.3
45-54 Yaş
%9.4
55-64 Yaş
%3.1
65+ Yaş
%3.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%53.2
Erkek
%46.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (15)
9
%16.7 (5)
8
%10 (3)
7
%6.7 (2)
6
%6.7 (2)
5
%3.3 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0