Yaşamak çok nadir rastlanan bir şeydir, çoğu insan sadece vâr olur. Yaşamak ciddi bir eylemdir. Çoğu hesap insanın aklına gelemeyecek anlardan oluşur. Oynayacağı senaryonun devamını bilmeyen, sadece o anki anını bilip oynayan bir oyuncu gibidir insan bu yaşamın içinde. Bundan mütevellittir ki gelecek, bir süre sonra 'o an' olacak olan gelecek, çoğu zaman insanın beklemediği şekilde gelir; iyi yahut kötü yönde. Sanıyorum yaşamak eylemini canlı tutan husus da bu olsa gerek. Nihayetinde bazı şeyleri bilmiyor olmak, biliyor olmaktan daha keyiflidir. Vusat O Bener bu noktada bizlere o usta kaleminin hünerlerini konuşturarak bu durumla ilgili okuduktan sonra öyle kolay kolay unutmayacağımız bir öykü bırakmıştır:Havva
Öykü, öyle görüldüğü üzere basit olan, sadece birkaç kişinin bir anını yahut genel hayat akışının özetinin 2-3 sayfaya sığdırılması değildir. Hiçbir zaman öyle bir amaçla kaleme alınmamıştır öykü. Sınırlı bir alana sahiptir öykü. Bir roman gibi değildir mesela. Bir roman gibi detaylarda boğmaz bizi. Romanlar gibi sınırsız bir alana sahip değildir. Öyküde ne anlatmak istediğimizi, nasıl anlatacağımızı düşünmek, yazma sürecimizden çok daha uzun sürer mesela. Bir ana konu belirlediğimizde sağdan, soldan bitmek bilmeyen betimlemelerden uzak, okurun hafızasında güçlü durması adına sürekli tekrarlamalardan uzak bir anlatım oluşturmak pek meşakkatli bir şeydir. Bu öyküde de bunun izlerini görmek pek mümkün.
Kristeva, bir şeyi tiksindirici kılanın, iğrenç kılanın kirlilik veya hastalık olmadığını, bir düzeni, bir sistemi veya bir kimliği rahatsız eden şey olduğunu söyler. Ona göre iğrenç abject, “sınırlara, konumlara ve kurallara saygı göstermeyen bir şeydir” Havva da evin sahiplerini birçok kez kızdıracak, pek mantık çerçevesi dahilinde hareketlere sahip olmayan