Gönderi

değerlendirmelerim
7/10
·141 syf.··
2021 6. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 19 Kasım 2021 00:00
Değerlendirmeme başlamadan evvel yazarın fikir ve önerilerinin bir kısmına katılmakla beraber pek çok konuda zıt görüşlere sahip olduğumuzu belirtmek isterim. Hangi kısımlara katıldığımı, hangi kısımlarda yazarı eksik veya hatalı gördüğümü bu konu başlığı altında kısaca belirteceğim. Bunu yaparken kitabın konulara değiniş sırasını mümkün olduğunca takip etmeye çalışacağım. Illich, eserinin sırf giriş kısmında değil, çoğu bölümünde kendi kendine öğrenmenin okulda öğrenmeden daha faydalı olduğundan bahsediyor. Ben bu görüşe tamamen katılmaktayım. Yazarın iddiasına göre bir şeyi yaparken o şey hakkında bir başkasının verdiği bilgileri dinlediğimizde anladığımızdan çok daha fazlasını anlamış oluruz. Çünkü bir işin nasıl işlediğine şahit olmak veya bunu gerçekleştirmeyi denemek, kitaptan okumaktan ya da bir eğitmenden dinlemekle yetinmekten daha verimlidir, edindiğimiz bilgi bir süre sonra unutulmak üzere hafızamızın derinliklerine itilmez, kalıcı olarak edindiğimiz tecrübelerimizin arasında kendine yer bulur. Teoriden ziyade uygulamanın daha faydalı olduğu görüşüne bütünüyle katılıyorum ve üzerine bir şey eklemeye yahut eleştirmeye lüzum görmüyorum. Illich, bu konuyu benim görüşlerime epey uyumlu bir şekilde aktarmıştır. Lakin Illich ile müfredat konusunda fikirlerimiz büyük oranda ayrılmaktadır. Yazar, müfredatın insanları köleleştirdiğinden ve kesinlikle kaldırılması gerektiğinden bahseder. Açıkçası belli bir müfredatın varlığı, modern toplumda yaşayan insanlar için olmazsa olmazdır bana göre. Toplumda rol oynamak isteyen bireylerin ortak bir bilgi haznesine, ortak yeterliliklere sahip olması gerektiği kanaatindeyim. Tek tip insan türünün olması gerektiğini savunmuyorum. Yalnızca kişiye özgü belli yeterliliklere ek olarak temel birtakım öğretilere toplumda aktif olan herkesin hâkim olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü insan türü toplu yaşamaya muhtaçtır, toplu yaşayabilmek için dil yoluyla iletişim, gelenek görenek ve hukuki kurallar haricinde ortak bilgi birikimine, genel kültüre de ihtiyaç duyar. Bunu da en iyi müfredat sağlar. Yine de tek tip bir eğitim fikri bana göre de lüzumsuzdur. Ben müfredata ek seçmeli derslerin olması ve bunların efektif bir surette gerçekleştirilmesi gerekliliğini savunuyorum. Öğrenci, bilmesinin zorunlu görüldüğü derslerini alırken bir yandan da istediği alanda ilerleme fırsatına sahip olmalıdır. Ayriyeten, öğrenimin uygulama ile daha verimli olduğu düşüncesini gerçeğe dökmek anlamında haftanın bir ya da iki gününde öğrencinin yaşına ve ilerlemek istediği alanına göre staj programlarına tabi tutulması gerektiğini de savunuyorum. Yalnız bu staj programları zorunlu tutulmamalıdır, kişi isterse staj programına katılmak yerine seçmeli derslerinin saatini uzatabilmelidir. Öğrenciye atanmış danışman da buna göre bir değerlendirme yapmalıdır. Danışmanlar hem öğrencinin gelişimini kayda geçirmeli hem de eğer öğrenci çıraklık programına kayıtlıysa çalıştığı işyerinin denetimini sağlamalıdır. Öğrenciye ihtiyacı olan bilgiyi sunabildiğinden emin olunmalıdır. Eğer işveren, öğrenciyi eğitmekte yeterli ise bir destek fonu sağlanabilir, bu sayede sahada eğitim işverenler için teşvik edilmiş olur. Eğer yeterli değilse de danışman, öğrenciyi bir başka yere yönlendirmelidir. Şimdiye kadar belirttiklerimden anlaşılmış olacak ki ben eğitimde devlet elinin kesinlikle olması gerektiğini savunuyorum. Eğitimin tamamen kişi ve özel kurumların eline bırakılırsa düzensizlik çıkacağını, bu durumda kişilerin girişeceği bir iş için ne derece yeterliliklerinin olduğunu bilemeyeceğimizden işlerin sekteye uğrayacağını düşünüyorum. Elbette şu anki eğitim düzeninde de müfredat ile eğitilip diplomasını almasına rağmen işinin başına geçtiğinde bocalayan şahıslar az değildir. Ne var ki ben bu bocalamanın, iyi denetlenmiş bir çıraklık sistemi ile mümkün mertebe çözülebileceği kanaatindeyim. Bana göre diploma ve sertifikanın varlığı önemlidir. Kişi, bu belgeler sayesinde yeterliliklerini ispatlayabilecek bir kanıta sahip olur. Yine de Illich’e şimdiki okulların yalnızca diplomaya giden yoldan ibaret olduğunu, gerçek eğitim vermeyi ana amaç olarak görmedikleri konusunda katılıyorum. Bu bakımdan bir eğitim devrimi yapılması gerekmektedir. Bana kalırsa, bir devletin geleceğinin, şimdiki çocukları oluşu sebebiyle devletin en çok önem vermesi gereken konu eğitimdir. Bu bakımdan her bir vatandaşın bilgi birikiminin belli bir düzeyde olması gerekmektedir. Çünkü belli bir bilgi birikimine sahip halk, ülkesi için yararlı olanı önceden kestirebilir. Spesifik bir ideolojik görüşe bağlı kalınması gerektiğinden bahsetmiyorum, bu korkunç olurdu. Fikrimi daha doğru anlatabilmek adına örnek vermem gerekirse; en azından geçmişi objektif bir şekilde öğrenen insan, gelecek için nasıl davranması gerektiğini bilebilir. Fakat bu bilgiyi edinmeyi tercih etmeyen birisi kolayca hataya düşebilir. Bu bakımdan temel düzeyde en gerekli bilgilerin belli bir müfredatla objektif bir şekilde öğrencilere zorunlu olarak verilmesi gerektiği kanaatindeyim. Yaşanılan çağda her birey okuma yazmayı bilmekten daha fazlasına ihtiyaç duyar. Eğer eğitimi tamamen kişinin kendi tercihlerine bırakırsak küçük çocukların pek çoğu kendi yeteneklerini göz ardı edip “kolaya kaçacaktır”. Çünkü çocukların büyük bir bölümü oyundan başka bir şey düşünmezler. Gözlerine kolay gelen bir eğitim programını seçip keyiflerine bakmak isteyeceklerdir. Gelecekte, biraz büyüdüklerinde fikirlerini değiştirseler de tüm bu vakti geriye alamayacakları için problem yaşayacaklardır. Oysa önceden anlattığım gibi zorunlu bir müfredatın yanında kişinin kendi ilgi alanlarına göre seçmeli derslerin verilmesi durumunda tüm öğrenciler zaten aynı müfredata maruz kaldığından eğer kişi kendine uygun olmayan bir alan seçmiş olsa bile sonrasında geri dönüşü mümkün ve daha kolay olacaktır. Ayriyeten okul dışında kazanılan bilgiler ile de resmi bir diploma veya sertifika alınmasının mümkün olması gerektiğini düşünüyorum. Bu sayede kişi, bu alanın okulunu okuyan kişilerden eksik bir bilgiye sahip olmadığını iddia ediyor ise bir çeşit sınava, denetime tabi tutulmak yoluyla yeterliliğini ispat edebilir, o bölümden mezun olmuş kişilerle meslektaş konumuna gelebilir. Fakat bu uygulamanın her alan için yapılması doğru olmayacaktır. Bazı alanlar vardır ki öğretisi bir profesyonelden eğitim alınmaksızın uygulandığında geri dönüşü mümkün olmayan problemler oluşturabilir. Böyle alanlarda riske girilmemesi adına diploma veya sertifika uygulamasına izin verilmemelidir. Lakin daha risksiz programlarda bu uygulamanın faydalı olabileceğini düşünüyorum. Illich’in okul dışında ve her yaşta eğitimin mümkün olduğu görüşüne katılıyorum. Kitabının altıncı bölümünde anlattığı gibi; kişilerin bir toplantı oluşturup burada ilgili alanın sohbetini yapmak, birbirleriyle fikir alışverişinde bulunmak, bir eğitimci ile anlaşıp o eğitimcinin bilgilerinden faydalanmak ve bu ortama giriş için herhangi bir ücret ödemeksizin her yaştan, cinsiyetten, fikirden katılımcıların erişimine açık olmak bana kalırsa mükemmel bir uygulamadır. Bu fikrin hayata geçirilmesi ve efektif bir biçimde uygulanmasını isterdim. Bu şekilde denetimlerin sıkı ve objektif bir şekilde yapıldığı, eğitmenlerin öğrencilerine özveriyle eğitim verdiği bir sistemi de Illich’in kitabında önerdiği öğrenim yöntemlerini de uygulamak ne günümüz dünyasında ne de Illich’in kitabını kaleme aldığı dönemde yazık ki mümkün görünmemektedir ve görünmemiştir. Lakin bu bahsettiklerimi tamamıyla hayata geçirmek imkânsız görünse de bence en azından iyi bir çalışma ile bazı iyileştirmeler yapılabilir, eğitim çok daha faydalı bir hale getirilebilir. Eğitimi şu an olduğundan daha iyi bir forma sokmak, öğrenciyi bilgi edimine teşvik etmek bizim elimizdedir. Yeter ki doğru adımları uygulamayı bilelim.
Felsefe-Düşünce
Okulsuz ToplumIvan Illich · Şule Yayınları · 20184,931 okunma
··
836 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.