Bugün Juvenil'i okudum. Mikro hikayelerden oluştuğu için bir çırpıda bitti zaten. Dürüst olmak gerekirse bu mikro hikaye olayından dolayı kitaba önyargıyla başlamıştım. Çünkü tüketim çağının ürettiği kısa ve kolay tüketilebilir kitap mantığı beni fazlasıyla rahatsız diyor.
Aslında Çehov'un, "Vaktim olsaydı daha kısa yazardım." sözüne binaen bir metnin olabilecek en kısa formda olması gerektiğini düşünüyorum. Mümkün olabilse de bir cümlede anlatabilsek bazı şeyleri ve daha fazla mikro hikayeler okuyabilsek. Nasıl kolay tüketilebilsin diye yarım yamalak kısa metinler yazılıyorsa tam aksi şekilde yazdığı cümleleri feda edemeyen ve derdini kıvrana kıvrana yüzlerce sayfada anlatan gereksiz uzun metinler de yazılıyor. Bir metin olabildiğince kısa olmalı. Bir yazar derdini olabildiğince net anlatabilmeli. Pek tabii kimi zaman bazı dertleri anlatmanın en kısa yolu da diğer metinlere kıyasla uzun olabilir. Proust'un derdi en aşağı bir buçuk milyon kelimede anlatılabilir.
Bu doğrultuda her ne kadar moda da olsa böyle kısa fakat etkili metinler yazmak Çehov'un da dediği gibi daha zahmetli işler. Daha zahmetli olduğu için de başarısız olmaya daha çok mahkum. Juvenil'e de tam bu sebeple önyargıyla başladım. O incecik kitabın içerisinde yer alan onlarca mikro öykü her ne kadar bağımsız gibi gözükse de itinayla bırakılmış boşlukların içerisinden bir yolunu bulup bir şekilde diğer bir öykünün yolunu kesmeyi başarıyor. On yaşındayken henüz, balkondan düşen Kaan'ın abisi üzerinde bıraktığı hüzün ve abisinin onun ölümünden sebep duyduğu pişmanlık ile geç kalınmış bir özür girişimi. Bu özür girişimi sırasında araya giren başka insanlar, başka olaylar, başka hikayeler fakat temelde tek bir hüzünlü hikaye: Juvenil.