Bir adamın sıradan bir soru üzerine yavaşça delirmesine şahit oluyoruz. Aslında delirmek olarak nitelendirdigimiz bu durum varoluşsal bir sancının gün yüzüne çıkmasından başka bir şey değil.
Baş kahramanımız olan Moscarda, başkalarının gördüğü ile kendisinin gördüğü kişinin aynı olup olmadığını sorgular. Aynada gördüğü kişinin aslında kendisi olmadığını, yabancı birisinin yüzü olduğunu düşünür. Hatta bir gün birisine yürüyüşünün nasıl göründüğünü sorar. Düşündüğü gibi yürüyüp yürümediği bir muamma, acaba başka birisinin gözünde nasıl yürüyordu? Her geçen günün ardından bu sorular işin içinden çıkılamaz bir hale gelir.
Karısının gözünde sevgili Genge, Quantorzo' ya göre sevgili Vitangelo, başkalarına göre ise babasından kalan tüm varlığı elde etmiş tefeci Moscarda. Hatta kitabın bir kısmında beş tane farklı Moscarda'dan bahseder. Hepsi de başkalarının onda gördüğü Moscarda'dır ama aslında hiçbiri de gerçek Moscarda değildir.
Bir ara intihar etmeyi bile düşünür fakat bundan vazgeçer. Ölümünün bile başkaları için nasıl görüneceğini düşünür, sanki kendisi için değil de başkaları için ölmek ister:
"Kendini öldürmek isteyen birisi neden kendisi için değil de başkaları için ölü olduğunu hayal eder?"
Moscarda'yı asıl çıkmazlığa götüren gerçeklik algısıdır. Tek bir gerçeğin olmaması onu çileden çıkarır. Onun deyimiyle bu yeni keşif yara aldığını söylediği yaşayan noktasıdır. Bu yeni keşif ile hem özgürleşir hem de kim olduğu hakkında inanılmaz bir belirsizlik hisseder:
"Ben birisiyim ama kim? Kim?
Ya artık gözlerim kendim için, kendi içimde nasıl olduğumu görecek durumda değillerse?"
Moscarda kim olduğu ve ne yapacağı hakkında düşüncelere dalarken bir takım beklenmeyen olaylar silsilesine kapılır. Adeta hayat ona yardım etmeye çalışıyormuş gibi. Artık hayatına Moscarda olarak değil isimsiz birisi olarak devam eder. Onun sözleriyle her an ölüyor ve hiçbir anıya sahip olmadan yeniden doğuyordu:
"Hiçbir ismim yoktu. Bugün, dünkü ismime ait hiçbir anım olmadığı gibi, yarın da bugünkü ismime ait hiçbir anım olmayacaktı."
1934 yılında Nobel Edebiyat ödülünü alan bu eser okunmaya değer. Kitabı okurken bazı kısımlar tekrar edilmiş gibi hissettim, olağan bir akış değil de sürekli aynı hisleri paylaşan bir adamın düşünceleri vardı sanki. Ama okurken benliğimizi sorgulatması muazzamdı, gerçekten bir ara aynaya geçip acaba yüzümde daha önce fark etmediğim ne var diye bakmak istedim. Son olarak:
Seni çok iyi anlıyorum Moscarda her yere iki kişi olarak gitmek çok ağır bir yük olsa gerek. Bunu bilerek yaşamak ise... Delirmemek elde değil.