·516 syf.····Okunma: 29 Aralık 2021 23:05 Uzunca bir süre sonra ilk defa kitap incelemesi yapıyorum hem de Masumiyet Müzesi için.. Bu kitaba olan duygularımı uzun uzadıya kesinlikle anlatmam gerekiyor. Kitabı okuduğum sırada dinlediğim şarkılar artık hep Füsun ve Kemal'i hatırlatacak bana:
The Moody Blues - Melancholy Man
Oceanvs Orientalis - Tarlabasi
Nu - Man O To
Michelle Gurevich - Blue Eyes Unchanged
Asaf Avidan - My Tunnels Are Long And Dark These Days
İlk olarak Orhan Pamuk'la nihayet tanışabildim. Masumiyet müzesiyle tanışmam çok da güzel oldu, yazarın dilini rahatça kavrayabildim. Edebi yönden okuru zorlamadan, çoğu yerde akıcı devam ettirmişti. Kitabın ortalarında -okuyanlar hemen anlayacaktır- baygınlık geçirmemek için kendimi zor tutsam da baş kahramanlarımız Kemal ve Füsun için okumaya devam ettim, iyi ki de etmişim. Yarım kalan hiçbir hikayeden hoşnut alamıyorum -Evet, biraz Kemal'e benziyorum burada-. Hem hikayenin devamı hem de kafamda tam oturmayan yerlerin oturması için iyi ki de devam etmişim sonunu biraz tahmin etsem bile. Bundan sonrası tamamen spoiler içerecektir, uyarıyorum.
En başından sonuna kadar Kemal'e ve onun aşkına (!) asla güvenmediğimi söylemeliyim. Kendimi Sibel'in yerine koyduğumda hissettiğim duygular çok daha kötüyken, Sibel'in Kemal'e olan tavrı inanılmazdı. Kitapta çokça vurgulanan "bekaret" in de bir katkısı elbette var ancak şunu kesinlikle anladım ki Sibel, Kemal'e aşıktı. Çoğu okur Sibel için de alışkanlık olduğunu söylese de buna kesinlikle katılmıyorum çünkü alışkanlık olsaydı ilk yanlışında direkt silerdi. Ancak o, Kemal'e ve duygularına fazlasıyla saygılıydı. Anılarına, yaşananlara saygısı sonsuzdu Kemal'in aksine. Buna rağmen Kemal'in bir türlü bunu görmemesi ve bunu kullanmaya çalışması aslında Sibel'i sevmediğini, "yalnızca düzgün bir hayatım olsun da" dediğini anlatıyor. Sibel'le devam etmesi hem ailesi için hem de arkadaş ortamı için çok daha uygundu. Kendi yaşam standartlarına birebir uyuyordu. Ancak "olması gereken" her şeyin illa olması gerekmiyor. Füsun olmasa belki 5 yıl sonra bir başkasıyla aldatacaktı Sibel'i adım kadar eminim. Sibel de bunun farkındaydı ancak son bir şans vermek istemişti. Bu yüzden Sibel'e olan sıcaklığım tüm kitap karakterlerinden çok daha fazlaydı.
Kemal'in sevgisine gelecek olursak... Maalesef şunu söylemeliyim ki Kemal, Füsun'u hiçbir zaman sevmedi. Bunu yalnız kendi görüşümle söylemiyorum. Kitap sonunda Füsun'u "elde etmişken" küpelerine takılmayışı her şeyi açıklıyor. 9 yıl boyunca en ufak kareyi bile atlamamış olan Kemal nasıl bu kadar basit bir şeyi gözden kaçırabildi? Füsun da bunu fark ettiği için çok sinirlenmişti ona. Onun gerçek bir aşk değil yalnızca bir takıntı olduğuna, elde edememenin verdiği şımarıklıktan ibaret olduğuna sonunda karar vermişti.
Her şeye rağmen yer yer "Ah be Kemal, ne güzel seviyorsun!" diyebilmiştim. İşte bu, özel hayatımızdaki duygularımızın bir yansıması. Mantıklı baktığım zaman Kemal'in sevmediğini anlamışken kalbimle yaklaştığımda ister istemez gülümsemiş, çoğu zaman "Keşke!" bile demiştim.
Başta belirttiğim gibi "9 yıllık bekleyiş" beni sıksa da, çoğu sayfada boğulsam da inatla devam etmemin sebebi buydu. Kendimle çatışmamı sağlayan bir kitaptı aslında. Gerçeği görebilmeme rağmen duygularıma kapılıp gerçeği unutmam...
Bir gün İstanbul'a gidersem mutlaka müzesini gezeceğim ve Kemal&Füsun'u bir kez daha anılarımda yaşatacağımdan eminim. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum...