·72 syf.····Okunma: 31 Aralık 2021 10:26 Şu ana kadar okuduğum ve beni en çok etkileyen Jack London kitaplarından biri oldu Kızıl Veba. Dilinin sadeliği ve anlatılanların beynimde canlanışı sayesinde kısa bir sürede bitirdim.
Ne anlattığına gelecek olursam modern çağın en iyi olduğu dönemde ortaya bir hastalık çıkar ve bütün dünyayı etkisi altına alır. Bu hastalığa yakalananların yüzü kızarır ve 15 dakika içinde ölür. Hastalık çok hızlı yayıldığı için önü alınamaz ve modern dünya deyim yerindeyse tarihe gömülür. Bütün bu olanlar salgından önce profesör olan ve hayatta kalan sayılı kişilerden ihtiyar Granser tarafından torunlarına anlatılır. Maddi yıkımların yanında dil de o kadar yok olmuştur ki torunları çoğu zaman ihtiyarı anlamazlar. Çünkü Granser aslında olardan önce doğmasına rağmen onlara göre çağların ilerisinde yaşamıştır, torunları ise ilk çağdadır. Yani aslında son, dünyayı başlangıcına geri götürmüştür.
Okurken acaba biz de böyle mi yok olacağız diye düşündüm. Kurduğumuz bu düzen, kıyametine böyle mi yürüyecek? Ürtüğümü söylemezsem yalan olur. Çünkü koronayla kitaptaki salgını da benzettim açıkcası. Koronanın ilk zamanları da özellikle Çin'de insanlar oldukları yere yığılıp öksürükler içinde ölüyorlardı, bazı ülkeler ölülerini gömecek mezar bulamadıkları için yakmaya başlamışlardı. Aradaki en önemli fark korona bir şekilde tedavi edilebiliyor ve kontrol halinde tutulabiliyordu. Peki ya bir gün tedavisi olmayan, kontrol altında tutmadığımız böyle bir hastalık gelirse? O zaman da sonumuz kalanların başlangıca dönüp üremesiyle mi devam eder yoksa dünyanın ışıkları tümden kapanır mı?