·250 syf.····Okunma: 30 Aralık 2020 00:00 Yer yer okuyucusunu sıkabilecek, biraz durgun bir kitap. Yazar Achebe ilk iki kitabını harmanlayıp ortaya, beyaz insanın olayların çok içinde olduğu ancak diğer taraftan da kabile yaşamlarının da devam ettiği hibrit bir hikâye koymuş.
Verilen mesajlar ve konuların işlenişi bakımından sömürgecilik, yerel halk konuları en yoğun olarak bu kitapta işleniyor. Birkaç İngiliz görevli üzerinden devamlı bir üst akıl nasıl işler, olayları nasıl ele alıp manipüle eder bunu takip ediyoruz. Bu da kitaba daha politik bir hava katmış açıkçası. Hoş bu sömürgeci tiplerin de çok keskin zekaları olduğunu söylemek güç ya neyse.
Kitabın kalabalık yerli karakterlerle bezeli olması bir yana, bize bu karakterlerin tam olarak kim olduğunu anlatmada metnin sorun yaşadığını düşünüyorum. Ya da çok basit bir şekilde akılda kalabilecekken biz zorlanıyoruz. İsimler hep birbirine benziyor. Sadece kişi isimleri de değil, yer ve tarih isimleri olsun, bazı gündelik kelimeler olsun. Hepsi ogbu nwo obueli kwa falan gibi şeyler. Bir yerde tam olarak şöyle bir duruma düştüm;
“Bu Ezeulu’nun kızı mıydı, karısı mıydı ya.. Heh kızıymış. Hangi karısındandı, şundan..Yok o karısı değil oğluydu galiba. Yok pardon o köyün adıymış.”
Tabi ilk yarıdan itibaren hepsi oturuyor ama oraya kadar kısmı tufan. İyisi mi siz bir soy ağacı not alın. Daha kolay oluyor her şey. Ben not almaya başlar başlamaz işi çözdüm.
Eserin belki de en güzel tarafı her taraftan üstümüze çullanan ve yaşanan her olaya verilebilecek kadar zengin olan yerel özlü sözler. Bunlar diyaloglara cuk diye oturuyor. Birkaç tanesini ben gündelik hayatımda da kullanmaya karar verdim hatta. Kızılderililer gibi bu Nijerya kabileleri de bu konuda oldukça dolu bir kültüre sahip. İncelemenin sonuna 8-10 adet örneğini koyacağım bu sözlerin.
Bu kitapta serinin ilk iki kitabında takip edilen soydan biraz uzaklaşıyoruz. Sanırım Achebe, işi bir aile romanına dönüştürmekten kaçınmak istemiş. Bana göre doğru da yapmış. Çünkü onun anlatmak istediklerinin tamamını bir yönden bakarak alamazdık. Anlatısına coğrafi olarak değil ama karakter ve derinlik olarak bir katman daha eklemiş bu kitapta. Hatta ikinci kitapta da aile sabit kalmasına rağmen zamanı ileri sararak anlatımını giriftleştirmişti. Chinua Achebe usta bir yazar. Bunun yanında bir de yetiştiği kültür böyle ilginç ve farklı geleneklerle bezeli olunca, yazdıkları da bir şölene dönüşüyor.
-Gübre yığınının üstüne konan sinek dilediği gibi çalım satabilir ama yığını yerinden oynatamaz.
-Kulübesine karıncalarla dolu çalı çırpı getiren adam, kertenkeleler ziyaretine gelmeye başlayınca şikâyet etmemeli
-Daha evvel görülmemiş bir hastalık her zamanki bitkilerle tedavi edilemez.
-Bir adamın destek almak için elini koyabileceği hiçbir yeri yoksa kendi dizine koyar.
-Bir yılan asla boyunu kıyasladığımız sopa kadar uzun değildir.
-Bir kurbağa, peşinden kovalayan biri olmadıkça gündüz vakti koşmaz.
-Bütün kertenkeleler karınlarının üzerine yatar. Bu yüzden hangisinin karın ağrısı çektiğini bilemeyiz.
-Kardeşler birbirleriyle ölümüne dövüşürken, babalarının mirasına bir yabancı konar.
-Çömelmiş oturan bir yaşlı kocakarı görünce ona hiç ilişmemeli. Nasıl nefes aldığını kim bilebilir?
-Kendisine tavsiye verecek kimsesi olmayan sinek, cesedin peşinden toprağın altına girer.
-Heybetli ağaç devrilince küçük kuşlar çalılığa karışır.
-Yerden havalanıp karınca yuvasına konan küçük kuş belki farkında değildir ama halâ yerdedir.
-Bir adamın tek başınayken gördüğü bir yılan onun gözüne piton yılanı gibi görünebilir.
-Bir erkek cenaze koçu gibidir. Gelen her darbeye ağzını dahi açmadan katlanmak zorundadır, ne denli acı çektiğini yalnızca vücudunun sessizce sarsılışı anlatmalıdır.
-Ne kadar büyük olursa olsun hiçbir adam halkından büyük değildir ve hiç kimse klanının aleyhine olan bir davayı kazanamaz.