Puan vermedi·288 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Ocak 2022 23:44 Not; "Her kitap okunmaz ve hatta basılmamalı bile" diye düşünen, değeri kendinden menkul otoriteler ve sansürcüler ne bu kitabı ne de bu incelemeyi okusunlar.
Bir inceleme böylesi bir "not" ile başlamaz biliyorum ama siz bunu Miller etkisine veriniz.
Henry Miller, "yeraltı edebiyatı" adı verilen türde okuduğum ilk yazar, "Yengeç Dönencesi" ise yazarın "Uykusuzluk" adlı romanından sonra okuduğum ikinci eseri.
Henry Miller, romanlarında kendi hayatından olayları konu eden ve bunu yaparken toplumun geleneksel ahlak anlayış ve söylemini yok sayan, tam bir "sokak ağzı" ile ifade ediyor kendini ve duygularını. Romanda bir olay örgüsü yok, Paris'te parasız geçen günlerinin hatıralarını anlatıyor Miller. Bir Paris güncesi, yoksulluk dolu.
Yayınlandığı yıllarda başta ABD olmak üzere bir çok ülkede kitaplarının sokulması yayınlanması yasaklanmış ve bir çok davaya neden olmuş bir yazar olarak bakıldığında, "neden" sorusuna cevap aramak için okuma isteği oluşacak okurlara uyarıda bulunmak istiyorum; eğer argo ve cinsellikle ilgili ifadeler sizi rahatsız ediyorsa bu kitabı okumayı hiç düşünmeyin. Bunu göz ardı edebilecek kişiler ve "yer altı edebiyatı"na dair kitap dağarcığına bilgi eklemek isteyenler için ise sansürsüz ve erotizmden yoksun bir cinsellik, duygu ve düşünce akışına hazır olun, derim.
Miller'in hiçbir edebi kaygısı olmadan yazdığını kitabın giriş bölümünde bulunan paragraftan anlamak mümkün.
"Paris'teki ikinci yılımın sonbaharı. Henüz kavrayamadığım bir nedenden ötürü gönderildim buraya. Parasızım, çaresizim, umutsuzum. Dünyanın en mutlu adamıyım. Bir yıl önce, altı ay önce, sanatçı olduğumu düşünüyordum.
Artık düşünmüyorum, öyleyim. Edebiyat sayılan her şey beni terk etti. Yazılacak kitap kalmadı, tanrıya şükür.
Bu mu? Kitap değil bu. Karalama, iftira, haysiyete karşı bir saldırı. Sözcüğün alışılagelmiş anlamında kitap değil, hayır, uzun bir hakaret bu, Sanatın yüzüne tükürülmüş bir balgam."
Bu "umutsuz ama mutlu" adamın isyan dolu satırları sonrasında ise yazdıkları benim için güzel ve anlamlı;
"Şarkı söylemek için önce ağzınızı açmalısınız. Bir çift ciğeriniz, biraz da müzik bilginiz olmalı. Akordeon ya da gitar gerekmez. Önemli olan istemek şarkı söylemeyi. Bu bir şarkı öyleyse. Şarkı söylüyorum."
Evet, önemli olan istemek ve ne istediğini bilmek. Bu nedenle bu kitabı okumak isteyenler, bu kitapta ne bulmayı istiyorlarsa onu bulacaklardır diye rahatlıkla söyleyebiliyorum.
Miller içinden geldiği gibi söylemiş şarkısını, yapabileceğimiz iki şey var, onu dinlemek veya kulağımızı kapamak, hepsi bu… Ama verdiği mesajı almak bunun çok ötesinde çünkü bu aynı zamanda bir soru; Var mısın sen de kendi şarkını söylemeye, sadece sen duyabilsen bile ? "Evet", diyebilenlerin okuması dileğimle.