Aynı evin içinde yaşayan yedi kuşak bir aile. Ama bu kalabalık ailenin bütün üyeleri yalnız. Aklıma Küçük Prens'te geçen meşhur söz geliyor: İnsanların arasında da yalnızdır insan.
Büyülü gerçekçilik akımının usta ismi Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık'ı, amca çocukları olan evli çift Jose Arcadio Buendia ve Ursula'nın kendilerini rahat bırakmayan bir ölünün hayaletinden kurtulmak için yanlarında bir kaç dostuyla birlikte topraklarını terk edip kimsenin kendilerine vaadetmediği topraklarda kurdukları Macondo isimli kasabada geçiyor. İlk kurulduğunda huzurun ve mutluluğun hakim olduğu toprakların daha fazla insan tarafından keşfedilip kalabalıklaştıkça, insanların her şeyi modernize etme çabasının koskoca bir kasabayı nasıl yıkıma götürdüğüne şahit oluyoruz. Yıllar geçtikçe Buendia ailesi birörnek isimlerle kalabalıklaşıyor ve biz de bu aile üyelerinin hayatlarına bir lanet gibi yapışan yalnızlığa ve kötü olaylara eşlik ediyoruz. Hristiyanlığın yedi ölümcül günahının Buendia ailesinin üyelerini sürüklediği karanlıkları Marquez öyle güzel işlemişki okurken bazen kendizini o karanlıklarda kaybolmuş buluyorsunuz. Bazen kapağını kapatıp derin bi nefes alma ihtiyacı hissettim o karanlıklardan çıkmak için. Yer yer rahatsız olsam da genel olarak çok beğendiğim ve beni çok fazla etkileyen bi kitap oldu.
Son olarak kitapla ilgili araştırma yaparken Selin Çınar tarafından çizilmiş Yüzyıllık Yalnızlık temalı illüstrasyonlara denk geldim. Kafamda canlanan Buendia ailesini ve Macondo'yu o kadar güzel çizmiş kii. Aşağıya bırakıyorum. Mutlaka göz atmalısınız.
behance.net/gallery/9657194...