Muz Sesleri'ne şu sözlerle seslenmek istiyorum:
"Cehennemin orta yerinde açardı gül bahçeleri..."
Beyrut'ta bir savaş, savaşın ötesinde bir kadın, kadının ve savaşın ortasında bir erkek...
Savaşın bizden götürdükleri vardır. Onca kaybın, yokluğun arasında bir de getirdikleri...
Aynı korku, aynı tedirginlik, aynı nefrete boyanmış gözler, aynı kaybolmuşluk...
"Muz Sesleri" bu aynılıkların arasında bir yıldız gibi parlayan güçlü bir kadının yaşam öyküsüdür bana kalırsa. Kitabın ateşler içerisinde yanan kaynağına, en derinine bu parlayan yıldızı konumlandırmak isterim. Ateşin ortasında soğuk mavi rengiyle güçlü bir yıldız ve bu yıldızın ışığıyla kendi yolunu aydınlatan bir erkek. Kitapta bize çoğunlukla bu erkek eşlik edecek.
Ve bize muz seslerini dinletmek isteyecek.
Kitabın kaynağından biraz uzaklaşıp etrafına baktığımızda ise yazarın diğer insanlarını göreceğiz: duygularını, boşluklarını ve boşlukları nasıl dolduramayışlarını...
Birbiriyle bağlantılı ya da bağlantısız bu insanlar aslında bir noktada aynılar. Farklı gibi görünen fakat hepsi aynı prizmadan yansıyan ışık huzmeleri gibiler. Her biri teker teker elimizden tutacak. Onları uzaktan izleyeceğiz, bize tanıdık gelecekler. Bu tanıdıklığın sebebi ise zaten onları tanıyor olmamız. Benliğimizde, karşımızdakinin benliğinde ya da en uzaktakilerde... Olduğu gibi hayatın içinde, en gerçekçi yanıyla tanıyacağız hepsini.
Eğer iyi bir gözlemciyseniz etrafınızdaki hayatların her birinin ne yöne akarsa aksın kendi özüyle aktığını görürsünüz. Her ne kadar birbirine benzeseler de asla "aynı hayat" değildirler. Her biri biraz eksiktir, sıradanlığın arasında beklenmediktir ve alabildiğine kusurludur.
Bu kitap da hayatı tüm gerçekliği ve sıradanlığı ile yansıttığı için o kusursuz kurguyu ve mükemmelliği burada bulmayı beklemeyin.
Yazar bu sıradan hayatların arasından gösterecek bize yaralarını ve hala kanıyor oluşlarını. Okumaya başladığınızda bazı gerçekler durgunluğun ortasından adeta bir tokat gibi çarpacak yüzünüze. İşte o gerçeklikten sadece küçük bir parça göstererek sonlandırmak istiyorum sözlerimi.
"Düşünüyorum acaba, bütün dünya olarak Batı'ya çocuk olma hakkını mı devrediyoruz?
'Savaşları bize verin abiler! Siz takılın!' gibi yani.
Ya da acaba tam tersi... Tam tersiyse, onlar bize
'Alın bu oyuncakları, kendi aranızda öldürün birbirinizi..."
Peki ya sizce? Hangimiz oyun oynuyor?