·106 syf.····Okunma: 01 Mart 2021 00:55 Kitap aslında, Norveç toplumunun orijinalliği, tek düzenliği, yavaşlığı, soğuk kanlılığını ve vurdum duymazlığına açıkça ışık tutmaktadır. Konunun kahramanı idealist bir öğretmenin, “kendisi için ilginç olanların, çocuklar için sıkıcı olması” gerçeği, karşısında sıradanlaşan hayatına karşın bir başkaldırıyı konu edinmektedir. Yazar, kahramanın kırmış olduğu şemsiye metaforu üzerinden toplumsal düzende yaşanan değişikliklerin çıtırdaması olarak resmederken, bu kırılış sonrasında oluşan çatlaklar kahramanın “mahcubiyet” kavramı üzerinden ahlaksal bir tartışma yürütülmektedir.
Olaya sanat ve sanatçı anlamında da ayrı bir bakış açısıyla bakılabileceği gibi, özellikle sanat ve yayın hayatında yeni kişilerin sürece katılımı, bunların eserlerinin eski kuşağın beklentilerinden uzak olması ve onların değer verdikleri sanatçıların yeni kuşaklar tarafından dikkate alınmaması üzerinden ülkede yaşanmakta onan kuşak çatışması olgusu işlenmektedir.
Güzelliğin göreceli olup olmadığı tartışmasına da yer verildiği gibi, güzel olmanın bir aileyi ayakta tutup tutamayacağı sorunsalına da cevaplar aranmaktadır. Bir evde yaşanan iki eşin aslında bedenen aynı çatıda yaşamış olmalarına rağmen, beyinsel tamamen uç noktalarda yaşayabilme fantezilerine de ayrı bir parantez açılmaktadır.
Felsefeyle ilgili çok sayıda kavram ve tartışmaya da bu çalışmada yer veren yazar, özellikle Imanuel Kant’ın düşünce ve tartışmaları üzerinden sorgulama ve oturmamış kişilik analizine ve ikilem kavramların ışık tutulmaya çalışılmaktadır.
Bir ideoloji tartışmasına da açıkça karşılaşabileceği gibi, Marksizm teorisi üzerimden bir kapitalist teorisine özellikle reklam sektörü üzerinden bir eleştirel bakış açısı sunulmaktadır.
Aslında sadece bir edebiyat incelemesinden çok, felsefi, kişisel gelişim, hatta bir ideoloji çözümlemesi olarak nitelendirilebilecek olan bu eseri, herkesin okuma tavsiyesinde bulunmak istiyorum.