Puan vermedi·232 syf.····Okunma: 12 Ocak 2022 15:19 Kimler gitmek istemiyor ki?
Bizler de kimi zaman batıya gitmek isteriz öyle değil mi?
En azından yaşadığımız şimdiki hayattan daha iyi, kaliteli bir hayata sahip olabileceğimizi ve yaşam standartlarının buraya göre daha iyi olacağına inanırız.
Hele ki ülkenin ekonomik durumu bu halde iken yüzlerce binlerce insan Avrupa'ya veya başka ülkelere göç etmeye kalkıyor. Bu ülkede kimi zaman bir doktor şiddet gördüğü için, kimi zaman batıda ve Avrupa'da daha kaliteli yaşayacağı için, kimi zaman batıyı örnek alan ve onların yaşamına özenti duyan bireyler bu ülkeyi terk etmektedir. Bazı bireyleri anlayabilmek mümkündür ama bazıları anlayabilmek gerçekten mümkün değildir. Bizler mümkün veya mümkün değili tartışırken şuan milyonlarca Türkiye vatandaşı başka ülkelerde yaşamakta ve bu ülkeden nasıl gidilebilir diye çözüm aramaya çalışmaktadır. Peki neden???
Acaba; ülkede güvenlik problemi mi var, ülkede yaşanabilirlik giderek azalıyor mu, insanlar iyi eğitim alamıyorlar mı, memurlar, işçiler maddi haklarını alamıyorlar mı veyahut insanlar can güvenliklerinin tehlikede olduklarını mı düşünüyorlar... gibi gibi bir çok acaba sayılabilir.
Belki bu çok büyük bir problem gözüküyor olabilir, evet ama asıl problem insanların bu ülkeyi terk ederken kendileriyle birlikte buranın kültürünü, geleneğini, göreneğini, ailevi bağlarını, birbirlerine olan sadakatlerini terk ediyor olabilirler mi?
Bu bahsettiğim sosyo kültürleri oluşturan parçaların kopması sonucu insanlar nelerle karşılaşıyorlar?
Belki bu konuya asıl sorun yönetim şeklinin doğru olmaması denilebilir. Kimileri de bürokratları suçlayabilir. Evet, belki de sorunun kaynağı bunlar olabilir ama kitaptaki konudan da sapmamak için buraya fazlaca değinmeyeceğim. Sadece durumun yol açtığı sorunlara bakmakta fayda var bu kitap açısından.
Peki eski zamanlarda (Osmanlı dönemi sonları veya Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında) batıya olan bağlılık, modernleşme, kendi gelenek göreneklerinden uzaklaşma var mıydı?
Bu soruya en iyi cevap belki de Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Kiralık Konak eseridir. Neden diye soracak olursanız; bu eserde kimi zaman batıya olan tutkusu, bağlılığı yüzünden ailevi ilişkilerini batıran ve bir daha eski bağı kuramayan, kimi zaman ailevi bağlarını korumak için cahil, bencil, gelişime kapalı konuma düşen insanları, kimi zaman kadın erkek ilişkisinin sonucuyla doğan büyük aşkları, kimi zaman da gerçek aşkı bulup da karşılığını alamayan ve duygusallığını okuyucuya sonuna kadar ileten bireyleri göreceğiz. Belki de en önemli şey olan aile kavramının ve aile bağlarının ne şekilde kopuluyor olabileceğine çok açık bir şekilde şahit olacağız.
Kitap karakterleri hakkında bir şeyler söylemeyeceğim çünkü önemli olan romanın konusu, ana fikri ve önermesi.
Eskiden bu yana süre gelen batılılaşma, modernleşme, avrupaileşme gibi kavramlar özellikle Türkiye gibi her inançtan insanın ve hemen hemen her ırkın ortak bir şekilde yaşayabildiği ülkeler için görünmez bir tehlike arz ettiğini söylememek mümkün değil çünkü bu gibi kavramlardan doğru bir şekilde yararlanamamak kimi zaman bu ülkede yaşayan bir Kürd'ü, kimi zaman bir Alevi'yi, kimi zaman bir Türk'ü en önemlisi de kimi zaman bizlerin olan geleneğini göreneğini ve kültürünü kaybetmesine yol açacaktır.
Bu kitapta asıl bahsedilen bir aile olabilir ama o ailenin kaybedilmesi ve dağılmasıyla birlikte gelecek olan nesillere kendi atalarının olan; kültürüne, geleneğine, göreneğine yabancılaşması demektir. Bu gibi bağları koruyamayan topluluklar tarihin tozlu raflarında yer ararlar.
Bu nedenle; bizler her ne kadar da sorunlar yaşarsak yaşayalım kendi içimizde birliğimizi beraberliğimizi korumalıyız. Yöneticilerimizi, bu ülkeye bu insanlara yararlı olabilecek olanlardan seçmemiz gerektiğinin farkında olmalıyız. Çünkü bu ülke herşeyiyle bir güzellik yakalarsa( Eğitim, Siyaset, Ekonomi, Sanayi vb) bu ülkede yaşayan insanların da burayı terk etme istekleri daha da azalacaktır.
Sonuçta da ortaya parçalanmış aileler, kültürlerinden kopuk bireyler, geleneğine ve göreneğine yabancılaşmış bireyler doğmayacaktır.
Bunu bir ipe benzetebiliriz, bir ip bütünüyle sıkı sıkıya olursa kimse koparamaz ve koparamadığını anladığı vakit vazgeçecektir.
Bu da; ailenin, kültürün, bağlılığın, geleneğin, göreneğin devamının gelmesi demektir.
Yoksa insanların batıya olan hevesleri günümüzdeki şekilde ve artarak devam ederse, şuan ki aile bağları kopmaya devam edecek ve ileride doğan çocuklar kendilerini, ailelerini ve daha bir çok bağlardan kopuk yaşayacaktır.
Son olarak da kitap yapısı hakkında bir şeyler yazmak istiyorum. Bazı eski Türkçe kelimelerin karşılığının yanında olması anlama açısından verimliliği arttırdı. Dilin sadeliği, akıcılığın yakalanması ve konunun güçlü olması kitabı ölümsüz kılacaktır, umarım.
Naçizane, okura sunulur...
İyi okumalar sayın gerçek okurlar. :)