Bu roman gerçekten bir insanın ne kadar içine kapanabildiğini ve ne kadar yalnızlaştığını iliklerine kadar hissettiriyor. Onca kalabalığın arasında yalnız kalmış ve bulunduğu topluma bir türlü ayak uyduramamış bir karakter işlenmiş. Hayatı boyunca başına gelen her şeye razı olmuş yapılan haksızlıklara bile tahammül etmiş sesini çıkarmamış ve en önemlisi sevmediği, kalbinde taşımadığı bir kadınla evlenmiştir. Aslında Raif Efendi herkesten çok konuşuyordu ama bunu kendi dünyasına çekilmiş bir vaziyette yapıyordu, bu yüzden kimse onun trajedisini anlayamadı çünkü insanlar Raif Efendi'yle konuşmak yerine kendi önyargı ve hükümlerini çoktan giydirmişlerdi. Raif Efendi yine kendi dünyasında gezinirken bir sanat galerisine girer ve kendini o hayatının dönüm noktası olan tablonun önünde bulur "Kürk Mantolu Madonna" tabloyu bir süre inceledikten sonra etkisinden günlerce çıkamaz. Dış dünyaya o kadar uzaktır ki tablodaki tasvir yanında otururken dahi fark etmez. Daha sonra tekrar yolları kesişen bu iki insanın hikayesi Berlin sokaklarına kadar uzanır yazacak çok şey var ama burada bırakmak istiyorum keyifli okumalar. :)