Giriş Yap
272 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Gündelik Hayatın Eleştirisi 1
Bu kitap, sonuç itibarıyla, gündelik hayatı; çalışma, boş vakit, teknik, politika, sermaye, kültürün oluşturduğunu sıklıkla kitabın satır aralarında göstermekten çekinmeyen Lefebvre’yi en çok rahatsız eden konu, bu kavramların iç içe girdikleri noktada, kesiştiği yerlerdeki tepkiselliğin yabancılaşmasıdır. Yazar, kitleselleşmenin ön gördüğü uyum paketi, ne yazık ki insanın kendisine, kontrastına, yaşamına yönelik yabancılaşmayı layık gördüğünü söylemektedir. Günümüzde de bu düşüncenin aynı şekilde sirayet ediyor olması yazarın teorisini egemen kılmaktadır. Üretmediğimiz hiçbir şeyin efendisi olamayacağımızı, üretim biçimimiz ile insan doğası arasındaki çalkantılı vuku buluşları, akabinde stres kaynaklı kaygıların doğacağını sert bir şekilde yansıtan yazar, bütün olay örgüsünü yabancılaşmak üzerine inşa ederken, istisnai durumları da göz ardı etmemiştir. Bu istisnai durumlar, bireysel olarak kolektif olandan farklı davranışlar sergileyenlerin karnesidir. Kitap bu noktada emek ve sermaye arasındaki gizlenmiş konuları ortaya koyma noktasında başarılı bir yol izlediğini söylemek yerinde olacaktır. Fakat belki de her sayfada sıklıkla tekrara düştüğü yabancılaşma kavramının okuyucu da bıkkınlık yaratacağı görüşündeyim. Kitapta çokça alıntının olması ve Marksist görüşün mutlak gerçek olarak yansıtılması hususunda dayanakların oluşturulması da bu eleştirel kitabı da eleştirmemiz gerektiğini gözler önünü sermektedir. Sanayileşmenin, kültür emperyalizmine yol açtığını ima eden, insanın kendi doğasından koparılmasına dem vuran, gerçeklik algısının yıpratılmasına ve yeni bir gerçeklik inşa edilmesini işaret eden yazar, anlamların içinin boşaltılmış, insana dair değerin alta alınmış, yüzeyselliğin imparatorluğu kurulmuş olduğunu belki her cümlesinde inatla ve ısrarla betimlemektedir. Bu noktada toplumun çok iyi fotoğrafının çekilmiş olması, güncelliğini koruması kitabın güçlü yanlarından biri olarak görmemizi sağlamaktadır. Edebiyatın, sanatın, felsefenin yaptırıcı gücünün yanlış yönlere çekildiğini ima eden yazar, gündelik hayattan koparılmasıyla, donuk, tutkusuz, işlevsiz, soyut kalacağını ifade etmektedir. Sanatın, edebiyatın ve felsefinin toplumsal birliğin, bütünlüğün korunması adına, insanın değerinin korunmasına, yani hümanizmaya hitap etmesini bir umutla arzulayan Lefebvre, bu disiplinlerin metafizik, teoloji, sembolizm, gerçeküstücülük gibi görüşlerin ekseninde zaman kaybetmemesi gerektiğini, kaybedilen her dakikanın gündelik hayatı göz ardı ettiğini ikrarla anlatmaktadır. Fakat insanı ve doğayı tanımlama hususunda din unsurunu keskin bir şekilde ayırmanın doğru olmadığı düşüncesindeyim. Burjuvazi, küçük burjuvazi, kraliyet ailesi, proletarya güruhlarının her birinin de yabancılaşabileceğini, bilincin kımıldamadan uyuduğu takdirde içinden daha da çıkılmaz bir hal alabileceğini, pratikten, sahip olmaktan, somuttan uzaklaşan her kim ise, doğayı, dünyayı, insanı, dini, bilimi anlamlandırma çabasından yoksun kalacağını vurgulayan yazarın ifadelerinin zengin olduğunu kanaatindeyim. Bu noktada toplumun tamamının okuyup değerlendirmesi gereken bir kitap olduğunu, bilince katkı sağlayacağını düşünmekteyim. Lefebvre göre Marksist görüşün gündelik hayatın eleştirini yapabilmesi için, kültürün, ikiliklerin, yabancılaşmanın da eklenmesi gerekmektedir. Marksizm’i geliştiren ve güncel kılan Lefebvre, bildiğimizi zannedip, üzerine hiç kafa yormadığımız konuları, bütün gizliliği hatta mistifikasyonları da göz önünde bulundurarak yeni bir söylem, edinim getirmektedir. Yazar bu noktada anlatımını güçlü kılacak örneklerle olumlu bir imaj sergilemektedir. İktisadi fetişizm ve metalaşmaktan sıkça bahseden yazar, kapitalizmin cana yakın, umut vaat edici, şirin yüzünün ardında iki yüzlülük olduğunu belirtiyor. Hatta Hitlerin faşizminin en uç noktası olarak da kapitalizmi hedef göstermektedir. Yazar bazı sayfalarda çok fazla farklı kavramlardan bahsederek kitabın anlaşılması konusunda okuyucu zora sokmuştur. Kavramların anlamlarını farklı kaynaklardan okuyup anlamaya zaman ayıran okuyucu, mutlaka kitaptan kopmalar yaşayacaktır. Lefebvre, açık yüreklilikle gündelik olanın yüzüne çalınan kara lekenin hesabını, yazarlardan, düşünürlerden, politikacılardan, işçi sınıfından, burjuvaziden, entelektüellerden kısaca herkesten teker teker sormaktadır. Bilincin ve eylemin bağdaş olmasının en nihai çözüm olacağını öne süren yazar, dışarıdaki hayatın içerisinde her türlü duygunun, olayın, olgunun olası olduğunu, dogmatik, sanrı, ezberlenmiş basma kalıp düşüncelerden kaçınılması gerektiğini her bölümde yinelemektedir. Bu kitap ezberin yıkılması adına önemli bir mihenk taşı niteliğindedir. Son olarak, geçmişten bugüne kadar ki bütün toplumlarda rant sağlamış burjuvazilerin, aristokratların, kralların, şeflerin insan hayatı üzerinde karar alıcı, karar verici olmasını aptalca bulan, eşitlikçi yaklaşımı arzulayan Lefebvre, gündelik hayatın ehemmiyetini kavramamız açısından bizlere çok değerli bir eser bırakmıştır. Toplumu ve insanı anlama çabasında Gündelik Hayatın Eleştirisi kitabını incelemenin fayda sağlayacağı görüşündeyim. CENGİZ İNCEER (25 sayfalık akademik kitap incelememin sonuç kısmı)