Puan vermedi·295 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Ocak 2022 14:18 “Aynı tip bireylerden oluşan toplulukların (halkların) arz ettiği en büyük tehlike, nesilden nesile gittikçe artan ve ardındaki gölge misali istikrarın peşinde düşen bir aptallıktır. “
-Friedrich Nietzche
Kitle olmak engellenemez bir olgudur. Ayrıca filogenetik açıdan insan, düşünen bir hayvan olarak nitelendirilebilir. Haliyle zamanla Sosyal Darwinizm ile doğan o meşhur slogan şekil değiştirebilir; “Güçlü olan mı ayakta kalır yoksa güçlü olanın mı yanında ayakta kalınır?”
Aslında bir başka açıdan çoğunluğun aptalca uysallığı güçlü olanı yaratır. Çoğunluğun zorbalığı ise olan ile olması gereken arasındaki ayrımı yapması için bireye şans vermez. Belirli olana uymanın verdiği kaçınılmaz son haliyle korkuyu doğurur.
Lakin bu kitap kaygının korkuya dönüşmesini anlatmıyor. Anlatmak istediği ise, korkudan kaçınılmak istenildiğinde, her adım atıldığında basılan zeminlerin dahi korku tarafından oluşturulduğunu hatırlatmaktır. Gabriel Chevallier, 1. Dünya Savaşı’nda cephede savaşmak üzere orduya katılan yirmi yaşındaki Jean Dartemont’un bir nevi merakına yenik düşüşünü anlatıyor. Ya da daha net ifadeyle merakın doğurduğu korkuyu.
Savaş çoğu kez kentsel değişikliklere yol açar. Bu değişiklik kentlerde fiziksel, toplumlarda ise ruhsal yapıyı etkilemektedir. Şehirler hengameye esir olur. Bireyler ise kısa dönemli kazançları yüceltirler. Chevallier yüceltme eylemini askerliği meslek olarak yapanların rütbe artışını hevesle karşılamaları ile özetliyor. Savaşın mutluluk verici yegâne yönü apoletlerdir. Halbuki savaşta apoletlerden çok ölüler selamlanır.
Milyonlarca insanı savaşa hazırlayan motivasyon kitlenin efendi yaratma çabasıdır. Jean Dartemont’un savaşa katılma sebebiyse müphem bir arzu ve insanlığın görece laneti meraktır. Lakin Dartemont’un merakı hayatta kalmak ile ölümü kendine yakıştıramamak arasında sıkışıp kalır. Çünkü savaş alaya alınmayacak cesaretlerin yığınıdır. Saniyenin onda biri kadar ederi olacak yaşama tutunmak meziyet ister. Bu meziyetin şifresiyse cesarettir. Cesaretse ölümün parkasıdır ve hiçbir zaman er üzerinden o parkayı çıkaramaz. Çünkü korku cesaretin sığınağında hep gizil kalır.
Chevallier durumu şöyle özetliyor: “Arabaların her biri on beş ailenin acısıyla yüklüydü.”
Savaşta kurtuluş çoğu kez alınan bir yaranın yatağa hapsetmesi olarak düşünülür. Ne kadar cepheden geride o kadar huzur orantısı ayyukadır. Lakin yatağa değil, vicdanın hapishanesine düşüldüğü ilk günden anlaşılır. Çünkü hayatta kalmak ödül değil bir bedeldir. Bu yüzden ne kadar düşünürsen o kadar acı çekersin. Apaçık savaş Tanrı’yı öldürdü ve insanın tek vatanı üzerinde yaşadığı dünyadır. Fakat bunu hepimiz unuttuk.
Chevallier içerisinde korkuyu sonuna dek hissettiren ve etik hatta kutsal olarak görülenlerin yetersizliğiyle yüzleşilen içeriğe sahip bir manifesto ortaya koyuyor.
Chevallier bir nevi manifesto içerikli eserini 1930 yılında yayınlıyordu. 1 Eylül 1939 yılında ise dünya tekrar yıkıma uğrayacağını ilan ediyordu. Wystan Hugh Auden’ın II. Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihinin isim olarak seçtiği “September 1, 1939” adlı şiirinden bir bölüm ile incelemeyi bitirmek istiyorum.
“Defenceless under the night
Our world in stupor lies;
Yet, dotted everywhere,
Ironic points of light
Flash out wherever the Just
Exchange their messages:
May I, composed like them
Of Eros and of dust,
Beleaguered by the same
Negation and despair,
Show an affirming flame.”