nefretin saf hali
10/10
·500 syf.··
Beğendi
·
2022 3. kitabı
"Öp beni yine, gözlerini de gösterme! Bana yaptıklarını bağışlıyorum. Ben kendi katilimi seviyorum; ama seninkini, onu nasıl sevebilirim?" Ah. Sadece bir ah. Uğultulu Tepeler benim kalbimin yansıması, o yüzden yorumlamak zor olacak. Hiçbir karakterini, Edgar dışında, sevmediğim bu kitap en sevdiğim romanlar arasına girdi. Evet, hiçbir karakterini sevmememe rağmen sevdiğim tek kitap. Kitap, zengin ve köklü Earnshaw ailesinin o dönemki başı, Mr. Earnshaw'ın bir şehir gezisi sonrası Liverpool sokaklarında bulduğu açlıktan ölmek üzere olan bir oğlan çocuğunu evine getirmesiyle başlıyor. Ardından bu çocuğa Heathcliff ismini koyuyor. Evdeki Hindley adlı çocuk tarafından yıllarca zorbalığa ve kötülüğe uğramasından ötürü Heatcliff, evdeki diğer çocuk, tipik bir burjuva kızı olan Catherine'e tutunuyor. Ardından, aşk ve nefretle körüklenen bir intikam hikayesi başlıyor. Bakın, bir intikam hikayesi diyorum. Pek çok kişi bu romanı bir aşk hikayesi olarak betimleyebilir, ama öyle değil. Genellikle yazarlar iyi kalpli ve cesur başkarakterler yazmaya çalışır. Ama Heathcliff tam anlamıyla bir antikahraman. Kötülüğün saf hali. Kindar, kötü kalpli, şiddete eğimli birisi. Buna rağmen birisini seviyor. Öyle çok seviyor ki onun için her şeyi feda etmeye hazır. Catherine ve Heathcliff arasındaki aşk, çocukluktan başlayıp ileriki yıllara kadar uzanıyor. Evet, ikisi de birbirine aşık ama Heathcliff daha çok seviyor. Çünkü Catherine Heathcliff'e aşık olmasına rağmen sırf statüsü düşük diye, ona olan bütün aşkını göz ardı edip zengin ve ona karşı ilgili olan Edgar Linton'la evleniyor. Edgar'la evlenerek Edgar'ı da mutsuzluğa mühürlüyor. Bu açıdan Catherine, kitapta Heathcliff'ten sonra en fazla nefret ettiğim karakter. Bencil, vurdumduymaz ve patavatsız. Bunları söylediğimde o iki karakterden de nefret ediyormuşum gibi gelebilir, zaten öyle. Fakat benim sevdiğim Catherine ve Heathcliff değil, onların aşkları. Öyle büyük bir sevgi besliyorlar ki birbirlerine karşı; yıllar geçse bile asla alevi sönmüyor. Özellikle Catherine ve Heathcliff'in son hesaplaşma sahnesinde bu fazlaca hissedilebilir. Her şeye, bütün her şeye rağmen birbirlerini bağışlamaları ise sevgilerinin büyüklüğünü gösteriyor. Kitapta bir diğer sevmediğim karakter ise Linton. O kadar uyuz, o kadar aptal bir çocuk ki... Gerçekten, Heathcliff'in küçük Catherine'ı Linton'la evlenmeye zorladığı ve komplo kurduğu yerlerde sinirimden kudurdum. Açıkçası kitap Heathcliff'in arzuladığı gibi, herkesin mutlak bir mutsuzluğa sapılı kaldığı bir sonla bitse, beni bu denli etkileyemezdi. Fakat sonlara doğru Heathcliff'in, Hareton ile Cathy'nin mutlu halini görmesi ve yıllar boyu didinip uğraştığı intikam planının işe yaramadığını görmesi beni mutlu etti. Çünkü olması gereken son, tam olarak buydu. Kitap boyu Heathcliff'in politikası yanlış buldum. Hümanist bir insan değilim, yanlış anlaşılmasın. Ama Hindley'in yaptıklarının acısının Hareton'dan çıkarılması ve sırf Catherine onunla evlendi diye Edgar ve kızından intikam alması oldukça saçmaydı. Bu tamamen birisinin suçu için masum birisini paralamakla aynı. Ama dediğim gibi, Heathcliff saf kötü bir karakter, o yüzden onun için kimin suçlu kimin suçsuz olduğu bir önem taşımıyor. Son olarak, Emily Bronte'nin daha fazla kitap yazmış olmasını dilerdim. Çok güzel ve akıcı bir dili olan Bronte'nin tek kitabı bu. Uğultulu Tepeler'i yazdıktan bir yıl sonra ölmüş zaten. Bu kitabı okuyun, okutturun. Ama sakın bir aşk kitabı okumak niyetiyle almayın. Çünkü Uğultulu Tepeler aşk değil, nefret hikayesi. Emily Brontë Uğultulu Tepeler
1000Kitap
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Martı Yayınları · 201257,9bin okunma
·
72 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.