Gönderi

4/10
·384 syf.··
2022 1. kitabı
Oktay Sinanoğlu’nun bu kitabı; ağırlıklı olarak Türkçe ve milli eğitim konusundaki görüşlerini ifade ettiği, farklı tarihlerde, çeşitli gazetelerde yayımlanmış söyleşi ve makalelerinin bir derlemesi. Kitapla ilgili en büyük problem de burada bence. Sinanoğlu’nun farklı zamanlarda, farklı yerlerde yazdığı ve söylediği aynı düşüncelere defalarca yer verilmiş kitapta. Bu bakımdan çok saçma bir derleme olmuş. Kitap 369 sayfa fakat bu gereksiz tekrarları çıkarsak 100 sayfa bile etmez. Bu yinelemelere ek olarak yazarın öyle berbat bir üslubu var ki okumayı iyice sıkıcı hâle getiriyor. Son derece slogancı, abartılı, maço, dayılanan ve de yer yer şoven bir üslup kullanılmış ki bu bana çok gülünç geldi. Fakat elbette Oktay Sinanoğlu’nun haklı olduğu konular var. Kendi kültürümüze, geleneklerimize dayanarak ulusal ve Türkçe bir bilim inşa etmemiz, ekol kurmamız, Türkçenin her alanda bir kültür dili olarak gelişmesi gerçekten önemli konular. Üstelik Oktay Sinanoğlu bunları sadece söylemekle yetinmemiş, YTÜ başta olmak üzere Türk üniversitelerindeki çalışmalarıyla bu konuda büyük çaba göstermiş. Oktay Sinanoğlu denince akla gelen en önemli meselelerden biri de yabancı dille eğitim tartışması. Bu kitabında da bu konudan altını çize çize bahsediyor. Yabancı dille eğitimin (yabancı dil eğitimiyle karıştırılmasın) sömürgelere mahsus olduğunu, ezberciliğe yol açtığını, böyle bir dil öğrenme metodunun bulunmadığını, bu şekilde ancak özenti, kendi kültürüne ve toplumuna yabancılaşmış bireyler yetiştirileceğini üstelik bu şekilde eğitimin Türkçenin yozlaşmasına neden olduğunu savunuyor. Sinanoğlu’nun söylediği bazı şeyler dikkate değer olsa da abartılı şoven üslubu onu ciddiye almamızı zorlaştırıyor. Daha ciddi ve bilimsel bir yazı kaleme almak varken niçin bu kadar yüzeysel, sıradan ve safsatalarla dolu bir anlatım tercih etmiş anlamıyorum. Bazı yerlerde Oktay Sinanoğlu mu yoksa sokak röportajındaki bir dayı mı konuşuyor ayırt edemiyorsunuz. Bir de hiç katılmadığım şu savı var: Batı ve Amerika sanayi ve iktisattaki ilerlemelerine karşın ahlaken ve değerler, insan ilişkileri yönünden çökmüş de bizim insanımız maneviyatını, aile yapısını, insan ilişkilerindeki samimiyeti ve güzelliği korumuş. Allah aşkına ne diyorsunuz siz? Etraf tacizci, tecavüzcüden geçilmiyorken, kadın cinayetleri her gün artıyorken, toplumun her kesiminde yozlaşmışlık had safhadayken nasıl bunu iddia edebiliyorsunuz? Sinanoğlu kitaptaki yazılarını yetmişler ve doksanlarda kaleme almış. O dönemleri bir düşünüyorum da sağcı-solcu kavgaları ve bu kavgalarda günde 20-30 kişinin ölmesi, Maraş, Çorum, Madımak katliamları... Sinanoğlu hiç de iç açıcı olmayan bu dönemlerde nasıl çıkıp da “Bir dünyadaki Haçlılar, bir de bizim ülkedeki laik geçinenlerden başka yobaz görmedim.” (s.338) diyebiliyor aklım almıyor. Sonuç olarak bence okumaya değer bir kitap değil. Bu konuda literatür taraması yapıp birkaç makaleye göz atsanız çok daha güvenilir ve nitelikli bilgiler edinirsiniz, üstelik zamanınızı da verimli kullanmış olursunuz. Oktay Sinanoğlu’nun vatansever bir kaygı ve heyecanla dikkat çekmeye çalıştığı önemli meseleler olsa da hem dayanılmaz üslubu hem de gereksiz yinelemelerle dolu olması sebebiyle pek okunası bir kitap değil. İlle de Oktay Sinanoğlu okumak istiyorsanız bir iki makalesine bakın yeter, fikirlerine gayet vâkıf olursunuz.
Bye Bye TürkçeOktay Sinanoğlu · Bilim & Gönül Yayınevi · 20195,7bin okunma
··
347 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Biraz daha yumuşak olsa daha iyi olmuşmuş ama kesinlikle katılıyorum.