Sahabeleri örnek alan Ümmet-i Muhammed de, onların izinden gitti. Onlar da güçlü kuvvetli imanlarıyla, yüzyıllar boyunca, düşmanlarına galip geldiler, İslâm’ı dünyanın büyük bir kısmına hâkim kıldılar ve dünyanın en büyük kültür ve medeniyetlerini kurdular.
Fakat on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda ümmet, Batı karşısında büyük bir bozguna uğradı. Batının materyalizm, pozitivizm, komünizm, evrim gibi felsefeleri, Âlem-i İslâm’a girdi. Bu felsefeler, ümmetin imanını tahrip etti. Pek çokları, şüphelere, vesveseler dûçar oldu. Toplumda İslamî yaşantı azaldı, ahlak bozuldu. İmandaki tahrip, diğer felaketlerin de başlangıcı oldu. Toplumda birlik kalmadı, insanlar arası bölünmeler, mücadeleler başladı. Siyasî, sosyal ve ekonomik pek çok sıkıntılara maruz kalındı.
İslâm âlemine baktığımız zaman, her tarafta bu problemleri çoklukla görürüz.
İçinde olduğumuz felaketlerden kurtulmak için, yeni bir iman hamlesine ihtiyaç vardır. Çünkü iman, bünyesinde potansiyel muazzam bir gücü barındırmaktadır. Bu yüzden Üstad Bediüzzaman “Hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir” der. Bu potansiyel güç, bizim bütün problemlerimizi çözebilecek özelliklere sahiptir.
Toplumun imanını güçlendirebilirsek, geçmişteki parlak dönemlere benzer hallere kavuşabiliriz. Ümmeti yeniden canlandırabilir, insanlık âlemine örnek yeni bir toplum inşa edebiliriz.
Bugün huzur ve saadetini kaybetmiş bütün dünya, böyle bir toplumun özlemini çekmektedir.