Sefer adında Hasanoğlan Köy Enstitüsü son sınıf öğrencisinin bir bey çiftliğinde başından geçen hadiseler anlatılır. Olayların 1940’lı yıllarda geçtiği değerlendirilmektedir. Sefer yaz tatili için babasının ve köylülerinin ortakçı olarak çalıştığı başka bir köydeki Hasırlı Çiftliği’ne gelir. Köydeki tarım arazilerinin büyük kısmı bu çiftliğin sahibi Hilmi Bey’e aittir. Hilmi Bey, Sefer’in anne tarafından Melahat adındaki uzak bir akrabasının eşidir. Ailenin Ankara’da lise okuyan iki oğlu ile çiftlikte yaşayan Nebahat isminde genç bir kızı vardır. Melahat teyze uzak da olsa Sefer’i sever, onun çiftlikte yatıp kalkmasını ister. Bu sıra Sefer’in köylüleri arasında Sefer ile Nebahat’ın evleneceği dedikodusu çıkar. Aslında Sefer de kıza âşıktır. Öte yandan Sefer’in babası oğlunun “büyük adam” olmasını çok istemektedir. Ona göre bunun yolu da çiftlik sahiplerine kendisini beğendirmekten geçmektedir. Oysa Sefer böyle davranmayı kendine yediremez. Olaylar babanın istemediği bir şekilde sona erer.
Romanda kırsal yoksulluk, köylü-bey çatışması, Köy Enstitüleri gibi temalar alınır. Olayda bir mülki idare amirinden bahsedilmez ancak mülki idare amirliğine dair algıya yer verilir.