Cengiz Aytmatov’u çok geç tanıdım. Türkçe’ye çevrilmiş eserlerinin büyük bir çoğunluğunu da okudum. Hakkında yazılan makalelere de fırsat buldukça baktım. Ama Cengiz Aytmatov’u yeterince tanımadığımı Mehmet Yılmaz’ın Bozkırın İnsanlık Türküsü-Cengiz Aytmatov eserini okuduktan sonra anladım.
‘İnsan için en zoru her gün insan olmaktır’ sözünün sahibi Aytmatov öyle bir kitaba da kolay kolay sığmaz ama Mehmet Yılmaz gerçekten güzel bir iş kotarmış.
Eser yine Cengiz Aytmatov’un hayranlarından değerli seyyah-yazar Harın Çelik’in sunuş yazısı ile başlıyor. Sonrasında Mehmet Yılmaz’ın Cengiz Aytmatov’un Türkçeye çevrilmiş tüm eserleri hakkındaki incelemeleri var. Bu incelemelerin hepsi birbirinden değerli. Öyle ki Cengiz Aytmatov’un eserlerini; hangi şartlarda, hangi tarihlerde, hangi düşünce yapısı içinde ve hangi olaylardan etkilenerek yazdığını görüyorsunuz bu incelemelerin satır aralarında. Kullandığı sembollerin anlamlarını, eserlerdeki karakterlerinin gerçek hayatta neye karşılık geldiğini de.
Her incelemenin sonunda o eserle ilgili alıntılara da yer vermiş yazar. İyi de etmiş. Toprak Ana, Gün Olur Asra Bedel, Beyaz Gemi, Dişi Kurdun Rüyaları ve daha nicelerinin ele alındığı bu bölümde eserlerin Türkçeye kazandırılırken yapılan hatalardan da bahsedilmiş. Mesela bir yayınevi Deniz Kıyısında koşan Ala Köpek hikayesinin kapağına deniz kıyısında duran bir köpek resmi koymuş ve kitabı öylece basmış. Oysa esere ‘Ala Köpek Dağı’ bu adı vermiş.
Cengiz Aytmatov’un romanlarında ve hikayelerinde genel olarak nelere yer verdiğini de bu eserde bir arada görüyoruz. Bunun yanında tüm eserleri içinde farklı olanları da anlamamıza imkân tanıyor Bozkırın İnsanlık Türküsü.
İkinci bölümde yazarın Cengiz Aytmatov ile hayali röportajı var. Soruları yazar bugünümüzden soruyor ama cevaplar Cengiz Aytmatov’un eserlerinden derlenmiş. Ortaya da çok güzel bir röportaj çıkmış.
Eseri okurken totaliter rejimlerin insanlık için ne kadar tehlikeli ve acımasız olduğunu da görüyoruz. Milyonlarca insanın hayatına kast etmiş Stalin ve benzerlerin hayranlarına da acıyoruz.
Cengiz Aytmatov’un acıklı hayatı özellikle çocukluğu insanın içini burkuyor. Babasının Stalin rejimi tarafından katledilmesi, kendisine okulda her gün ‘Benim babam bir haindi’ şeklinde sözler söylettirilmesi gerçekten trajikti.
Dünyada eserleri en fazla dile çevrilen on yazardan biri olmasına rağmen hiç Nobel verilmeyen Cengiz Aytmatov’un, ‘Türk Dünyası kendi Nobel’ini oluşturmalıdır’ sözü de çarpıcıydı.
Mehmet Yılmaz, kitabın üçüncü bölümünde Cengiz Aytmatov eserlerinin başlangıç cümleleri ile ilgili bir dosya sunuyor bize. Sonrasında Mehmet Yılmaz’ın kızının doğum günü olan 10 Haziran 2008 tarihinde Aytmatov’un vefatını öğreniyoruz. Aytmatov hayranı bir yazar için böylesine bir doğum günü de kaderin cilvesi.
Ardından Mehmet Yılmaz’ın çeşitli kurum ve kuruluşlarda Cengiz Aytmatov ile ilgili verdiği konferanslarla devam ediyor kitap. Yine Cengiz Aytmatov’un eserlerinde öğretmen karakterleri ile ilgili güzel bir analiz de var eserde. Yine Aytmatov’un eserlerindeki türküler ile ilgili bir inceleme de. Aytmatov’un Türkçeye neşredilmeyen eserlerini de öğreniyoruz bu kitap sayesinde.
Kitabı bitirirken de Aytmatov’un eserleri baz alınarak çevrilen sinema filmleri ve gösterime giren tiyatro eserlerini öğreniyoruz.
Kısaca 142 sayfası dolu dolu bir kitap olmuş.
Cengiz Aytmatov’un doğduğu topraklara kadar giden, kabrini ziyaret ederek ruhuna Fatiha okuyan, Issık Göl’ün sahillerinde dolaşan, ata bine, kımız içen ve Kırkız bozkırlarında Aytmatov’un izlerini süren bir yazardan da böylesine bir eser beklenirdi zaten. Kalemine sağlık Mehmet Yılmaz’ın.