·152 syf.····Okunma: 05 Şubat 2022 04:43 Sanırım yazması en zor inceleme olacak. Okuması, algılaması zor olduğundandır belki. 'Tokat gibi' tabiri vardır ya, o bile hafif kalıyor kitabı tasvirlemede. Başka da bir benzetme bulamadığım için bununla yetineceğim.
İlk karakter nefretin vücut bulmuş hâli Faik İrfan Elverir. Bu varoluşu gereksiz kişiyi özetler Kierkegaard'ın "Nefret, başarısızlığa uğramış sevgidir." lafı. Böyle erkekleri iyi tanırım ki, sevilmediklerinden veya sevgilerine karşılık görmediklerinden dolayı karşısındaki kadını orospu diye yaftalamak onların kendi yetersizliğini örtme çabasıdır. Kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş, derler.
Melek. Kitabın ithaf kısmında Pınar Kür'ün de söylediği gibi "ezilmişliği meslek edinmiş olanlar"dan. Herkesin yardım çığlığı farklıdır. Onun yardım çığlığı da derin suskunluğu aslında. Kimsenin duymadığı, duymak istemediği, duyanın kulak tıkadığı yardım çığlığı. Melek; ezilmiş, insan yerine konmamış tüm kadınların temsilcisi aslında. "Rızası olmadığını bilmiyordum." "Aşığıyla bir olup kocasını öldürmüş." "Çığlık atıp tepki göstermediğine göre rızası varmış." Ne kadar da güncel laflar değil mi bunlar? Kadın varoluşun başından beri kamunun ortak malıdır. Erkekler öldürülür,kadınlar tecavüze uğrayıp öldürülür. Çünkü kadında vahşi erkeğin kullanabileceği bir organ var. Neden kullanmasın ki? Ne de olsa özgür... İnsanmış, hele hele çocukmuş kaç yazar? Organı varsa yeterli.
Ve sözde kahraman çocuk Yalçın. Yazarın iyi biriymiş gibi çizdiği fakat Melek'e yapılanlara ortak olduğu göz ardı edilen Yalçın. Sevgi süsü verilmiş tecavüzler. Kurtarıcı yiğidimiz. Her şey Yalçın'a kadar rayında gidiyordu yazara olan bakış açımdan. Fakat neden böyle bir şey yaptığını anlayamadım. Sırf "merakından" gidiyor Melek'e tecavüz ediyor. Gerçekten o evde o kıza bunlar yapılıyor mu diye emin olmak için gidiyor. Özrü kabahatinden büyük derler ya, o biçim. Üstelik bu tecavüzler de devam ediyor. Buna ne kılıf buldu acaba vicdanını rahatlatmak için? Melek'in de dediği gibi "sevse bunu yapar mıydı ki diğer adamlar gibi"
Sorun şu. Yazar kitabın sonundaki yazıda "Melek'e ve Yalçın'a üzülmemek ne mümkün?" gibi bir cümle kurmuş. Sırf o pezevengi öldürdü diye ettiği tecavüzleri yok sayıp onun için üzülecek miyiz? Stockholm sendromu değil de nedir bu? Bıçağı 9 cm sokan kişinin 3 cm geri çekmesi lütuf değildir. Bunu normalleştirmek tecavüzü normalleştirmektir ki asla amacının bu olmadığını düşündüğüm yazarın böyle demesi bende şok etkisi yarattı. Sanırım yıllarca algılayamayacağım bir şey olarak kalacak.
Ve delirtecek kadar vicdan dışı olan ağız birliği ile yapılan suskunluk. Fakir iyi bir şey de yapsa kötüdür de zengin ne bok yaparsa yapsın haklıdır, suçsuzdur. Fakirleri, kadınları kısaca toplum tarafından ötekileştirilmiş tüm canlıları yargılamak çok kolaydır da zengine yediremeyiz, para böyle bir şey işte. İnsanlar şahsiyetini, dinini, ailesini satar kağıt için. Onun getirdiği şöhret için. Aklıma Kuzey'in "dür, bük.." lafı geliyor ama ciddiyeti bozmamak lazım.
Çok uzun bir lafın kısası şu ana kadar okuduğum en gerçek şeydi. Zaten yaşanmış bir olaydan etkilenip yazılmış bir eser. Etkisi bir ömür sürecek olayların, etkisi bir ömür sürecek hikâyesi.
hayat eşitken, özgürken hayattır. aksi yaşanmış cehennemdir.