"Efsaneler bazen denizden, bazen aşktan ve ateşten gelirler. Aşktan, ateşten ve denizden gelenler, bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar. Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye dâhildir. Bir çağı haritalarda bulamazsınız. Derine, insana ve tarihin denizlerine açılmak gerekir. Girdaplarda yüksek idealler saklanabilir." (Arka kapaktan)
Efsaneİskender Pala'ın okuduğum ilk kitabı. Kitabın ön kapağında belirtildiği üzere bu bir 'Barbaros' romanıdır, dolayısıyla İskender Pala bu kitabında Preveze Deniz Savaşı'nın başkahramanı, Osmanlı'nın Kanuni döneminin Kaptan-ı Deryası Barbaros Hayreddin Paşa'yı anlatırken ayrıca Hızır Reis’in denizci kardeşlerini, denizciliğe dair terimler ve Kanuni dönemine de değiniyor. İskender Pala'nın kahramanlarını aşk ile konuşturduğunu ve satırlarına aşk motiflerini inceden inceye nakış ettiğini duymuştum. Efsane romanında Saint Alcala ile Beatrix'in uzun yıllar süren aşkını, hasretini, vuslatı, birbirlerine olan sırlarını, sadakatlerini ve yeminlerini okuyucusunun beğenisine sunuyor. Tabii bunu yaparken Hızır Reis ve Andrea Doria'nın Akdeniz sularındaki çekişmelerine, Endülüs'ün yıkılışına ve Müslümanlarının çektikleri eziyetlere de tanıklık ediyorsunuz.
Bu eser denizi, deniz dilini ve Divan Edebiyatını sevenler için köle iken bir gecede efendi olanların hikayesini anlatıyor. Satırlara nakış edilen aşk motifleri gönüle dokunuyor. İnsan aşka aşık olası geliyor. İncelemeyi kitaptan bir alıntı ile noktalamak istiyorum. Umarım "Ayrılık gününe gıpta eden bir vuslat günü" tatmak nasip olur..