·192 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Şubat 2022 23:43 Bazı okurların çok beğendiğini ileri sürdüğü ama bazılarınınsa ne arıyorduk ne bulduk dercesine topa tuttuğu, ortası olmayan bir eserdir Simyacı. Dünya çapında çok fazla popüler olması, sürekli kitap okuyan/okumayan birçok insanın elinden geçmesine sebep olmuştur diye düşünüyorum. Bunun için hakkında yapılan incelemelerin, kitabın gerçek değerini ortaya koymadığının, bunların öznel birer değerlendirme olduğunun farkında olunması elzemdir. Yapılan incelemelerin birkaç tanesini okuyunca bu mecrada çok fazla kişiye hitap eden birçok okurun adeta kitaba saldırdığını gördüm (bazıları da gereksiz övüyordu). Kitaba bu şekilde bir yaklaşım sergileyenlerin iddiasının “beklentileri karşılayamadığı” yönünde olduğu görülmektedir. Bu insanların tam olarak nasıl bir kitap beklediğini bilmiyorum ama dünya çapında bu kadar okunan bir kitapsa bu, doğal olarak birçok insana hitap etmektedir. Bu insanların içinde 10 yaşında bir insan olabileceği gibi 70 yaşında bir insan da olabilir. Bunun için böyle bir kitlesi olan bir kitabın içinde felsefe parçalandığını ve mantık ilminin dibine vurulduğunu beklemek baştan hatadır. Çünkü böyle bir kitap olsaydı, zaten bu kadar okuyucuya kavuşması imkansızdı. Yine ayrıca bu kitabın bu kadar popüler olması Coelho’nun vahiy alıp kitabı yazdığını göstermez. E Tanrı’nın sözleri değilse bu, yine dört dörtlük bir kitap beklemeye gerek yoktur diye düşünüyorum. Tüm bu sebeplerden dolayı ben ikinci kez okuma fırsatı bulduğum bu kitabı, vermek istediği mesajı masalımsı ve çok basit bir edayla veren, 1 kıssa 1000 hisse diyebileceğimiz tarzda ve diğer birçok kişisel gelişim kitabıyla aynı ama onlardan ayrı olarak da içerisinde sayısız ara mesaj barındıran bir kitap olarak tarif ediyorum. Şimdi gelelim kitabın tahliline... (Tahlil özet mahiyetinde değildir fakat içindeki mesajlara değinirken spoiler yerine geçebilecek ifadelere yer vermiş olabilirim, bunun, kitabı okuyacak olanların keyfini kaçırmaması ümidiyle...)
Simyacı; Mevlâna’nın Mesnevi'sinde geçen bir hikâyeden esinlenerek yazılmış bir eserdir. Fakat aynı zamanda bu hikâyenin, İstanbul'da adına bir cami bulunan Takkeci İbrahim Ağa'nın hikayesiyle de çok benzer yönleri olduğu görülmektedir. Görülen o ki kitap, her ne şekilde olursa olsun Coelho’ya ait özgün bir fikirden ortaya çıkmamıştır ve zaten Coelho’nun bizzat kendisinin de bunu itiraf ettiği yönünde malumatlar vardır. Kitabın dili gayet saf ve anlaşılır olmakla beraber aktarmak istediği mesajları çok derin anlamlı felsefî içeriklere başvurmadan ve çeşitli yollardan telkin ettiğinden dolayı her kesime (özellikle gençlere) hitap eden ve rahatlıkla sindirilebilecek bir kitap olduğu söylenebilir. Eser, sıradan bir kişisel gelişim metni gibi dursa da verilen nasihatlerin her zaman birbirini tekrarlamaması ve farklı olay döngüleri kullanılarak insanın muhtelif yönlerine atıflarda bulunulması onu benzersiz kılıyor. İnsanın bu çeşitli yönlerinin tasviri de temelde tek bir şeyi gerçekleştirmek istiyor: Evrenin Dili'ni anlayıp kendi Kişisel Menkıbemize sahip çıkmak. Kişisel Menkıbe, özünde yazgı olarak ifade edilebilirse de kitapta "gerçekleştirilmek istenen şey" olarak tarif ediliyor. Buna göre, herkesin kendisine ait, sadece kendisini ilgilendiren bir kişisel menkıbesi vardır ve herkes kendi kişisel menkıbesini gerçekleştirmek üzere yaşamaktadır. Yüreğini yani benliğini iyi anlayıp kendisinin böyle bir amacı olduğu şahitliğine varmış olan insan, bu amacı gerçekleştirmeyi gerçekten istediğinde de şüphesiz Evren ona bütün imkânlarını tanıyacaktır. Bu minvalde eserin ana mesajını; "kişinin çıktığı hayat yolculuğunda, yaşam amacı olarak düşlediği şeyden asla vazgeçmeyerek yürüdüğü yolda, önüne çıkan iyi-kötü her şeyin bir anlamı bulunduğunun bilincinde olmasının, çok istediği bu şeye ulaşmak için gösterdiği çabanın karşılıksız kalmayacağını bilerek ve bütün evrenin ona yardımcı olacağını hissederek yoluna devam etmesinin, sonuç olarak da düşlediği şeye ulaşmasının mutluluğu beraberinde getireceğini anlamasına yeterli olacaktır" şeklinde özetleyebiliriz. Bu ana mesajın yanı sıra eserde daha birçok mesaj olduğunu gözden kaçırmamak gerekir. Örneğin; koyunlar üzerinden metafor kullanılarak "yiyip içmekten başka kaygısı olmayıp nereden geldiğini ve nereye gittiğini sorgulamama, kendilerini belli bir kimsenin boyunduruğuna bırakıp şahsî iradelerini kullanma sorumluluğundan yoksun olma ve günü kurtarmaktan başka derdi olmadığı için dünyanın her an bir değişim ve gelişim halinde olduğunu görmeme" gibi kişilik özellikleriyle aslında insanların betimlendiğinin düşünülebileceği ifadeler; herkesin kendi öz eleştirisini yapmak yerine başkalarının yaşamlarına burnunu sokma alışkanlığına dair iğnelemeler; yanlış bir "kader" algısına saplanan insanların kendi hayatlarındaki özgür eylem iradesinin artık ellerinde olmadığı yönündeki düşüncelerinin tehlikesine dair uyarılar; her şeyi olduğu gibi kabullenip "oluruna bırakmak" gibi miskinlikten kaynaklanan kaçışlarla başarısızlığa uğramaktan korktuğu için konfor alanından çıkıp da risk almayan insanın kötü giden bir durumu lehine çevirebileceği imkânının da bulunmasına rağmen böyle düşünerek aslında kendi kendisinin önünde bir engel olduğuna dikkat çekmeler; "Mutluluğun Gizi" ara öyküsünde anlatıldığı gibi insanın mutluluğunun kendisine verilen görevi de ihmal etmeden çıkılan keşif yolculuğunda dünyanın harikuladeliğine şahit olmak ve bu harikuladelikten yararlanmakta yattığına göndermeler; insanın öğrenmek isterse bir koyundan ve bir kum tanesinden bile dersler ve anlamlar çıkarabileceğine, tecrübe ederek yaşamanın önemine ama kitap okumanın da gerekliliğine, bunun yanı sıra özellikle dünyada hiçbir şeyin anlamsız olmadığına ve aslında her şeyin bir var olma amacı olduğuna, asıl işin bunların farkına varılabilmesinde yattığına dair atıflar; Evrendeki bütün eşyanın birbiriyle ilişki halinde bulunduğuna, örneğin insanın dokunduğu her şeyin kaderini değiştirirken bu dokunulan şeyin de aslında insanın kaderini değiştirdiğine dair düşünceler; geçmişe saplanmadan ve geleceğe dair de çok fazla kaygı beslemeden sadece geçmişten ders alıp "şimdiyi güzel yaşamanın otomatik olarak geleceği de güzelleştireceğine yönelik mesajlar; geçmişten gelen bilgi düzeyinin yani geleneğin izinden yürümenin daha güvenilir olduğuna, fakat insanların bu geleneği yanlış yorumlamasından kaynaklanan bir kaosun içine düşüldüğüne, bunun için savaşların dahi vuku bulduğuna, üzerinde yaşanılan dünyanın daha iyi olmasının ancak bizlerin daha iyi olmasına bağlı olduğuna dair iletiler bunlardan bazılarıdır. Coelho, eserinde başta Hristiyanlıktan olmak üzere dinî referanslara da çokça yer vermektedir. Hristiyan, Müslüman gibi tiplemelerin arasında kurduğu bağ aynı Allah’a tapmaktan kaynaklanan yakınlığa dair bir mesaj veriyor gibi gözükmektedir. Bunun yanı sıra bahsedilen Müslüman tiplemesinin "karın tokluğuna çalışan, yaşadığı hayata alıştığı için rahatını bozup yeni şeyler denemeyen ve dolayısıyla değişmekten korkan" bir tipleme olmasının Müslümanlara bir mesaj barındırabileceği düşünülemez değil. Eserde eleştirilebilecek bir nokta olarak; kişinin hayatının amacı olarak düşlediği şey için çabalaması ve buna ulaşması gerçekten saygıya değer iken, bu düşe ulaşıldıktan sonra artık düşlenebilecek bir şeyinin kalmaması tehlikesi baş göstermektedir. Nitekim eserde de Mekke'yi görmek isteyen ama gördüğü takdirde artık düşleyebileceği bir şeyin kalmayacağının farkında olan, bunun için bir yandan da Mekke'ye gitmek istemeyen billuriye tüccarı bu durumu bize hissettirmektedir. Bu noktada, aslında kişinin yaşadığı süre boyunca kendisine kısa kısa hedefler koyması, bir hedefe ulaştıktan sonra daha büyük bir hedefi düşlemesi ve en son hedefinin hayattaki görevini tamamlamış olmak umuduyla Tanrı'ya varacak olması, daha mı yaşanabilir bir hayat modelidir diye sorgulanabilir. Ayrıca hikâyede geçmiş veya gelecekten haber almaya dair çok fazla aktarım yapılmasının ve büyücü, falcı gibi sihirli güçleri bulunan insanların gaybı bilme konusunda oldukça maharetli olduğuna dair olumlamaların, insanların zihninde bu tarz olay ve insanlara güvenmek gerektiği hususunda bir düşünce belirmesine sebep olabileceği ihtimali negatif bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat olağanüstü aktarımları olan her metinde bu tarz durumlara yer verildiği gerçeğinden de yola çıkarak eserin vermek istediği mesajlar özelinde bunların görmezden gelinebileceğini de düşünmek gerekir. Son olarak belirtmek gerekir ki, günümüzde popüler olan bir şeyin değeri sıradanlaşıyorsa da Simyacı, bu sıradanlaşmanın dışında kalmayı başarmıştır. Hâlâ değerli, hâlâ okunasıdır.