Kitap tam anlamıyla sosyal gerçeklikle dolup taşıyor. Düşük ücretli bir pansiyonda yaşanıyor olaylar. Ortam baskıcı, karanlık ve karamsar.. pansiyon sakinlerinden bazıları hırsız veya eski mahkum diğerleri tuhaf iş düşkünü veya tüberkülerdir. Çoğu acılarını dindirmek için sürekli alkol tüketiyor. Burada kesin olarak katı yüreklilik söz konusu (örneğin; Bubnov, Anna’nın tübekiloza yenik düştüğünü duyduğunda “Bu onun öksürüklerinin sonu demektir” diye bir yanıt veriyor)(Canii Adam)
Bir de bu karanlık umutsuz ekibe biraz da umut getiren yaşlı Luka var. Luka alkoliklere tedavi olmaları için tavsiyelerde bulunur. Yani Luka bu umutsuz gruba şefkat vaaz ediyor.
Kitapta belli bir estetik ve vahşi anarşist ruh vardı. Ama çok acımasız değil miydi?
1901 de yazılan bu eser 1940’larda hem Asya hem de Avrupa’da komünizmin kazandığı tüm ülkelere yayılmış olan sosyal gerçekliğin en büyük baş yapıtıdır.
Kesinlikle okuyun tavsiye ediyorum...