·496 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Şubat 2022 09:01 1938 doğumlu yazarın 9. kitabı olan bu eserin orijinali 1991 yılı Eylül ayında basılmış olup İnkılap Kitabevi tarafından 1993 yılında dilimize kazandırılmış. Tercümesi o dönemin üretken mütercimi Mehmet Harmancı yapmış. Baskı da ve tercüme de okumayı zorlaştıran bir durum gözüme çarpmadı.
Üstat alışılmışın dışında uzun ve karmaşık bir örgü yerine dört novelladan (kısa roman) oluşan ama aslında kendi içinde bütünlüğü olan bir kitap yazmış.
Giriş bölümüne “Soğuk Savaş bitti.” diyerek, kitabını bu savaşın kazanılmasında hayatlarını defalarca tehlikeye atan ve bir kısmı kaybeden gizli ajanlara ayırdığını not düşmüş.
Soğuk Savaş sonrası döneme personel, organizasyon ve mali açılardan yeniden hazırlanmak isteyen tüm gizli servisler gibi İngiliz Gizli Servisi ilk olarak artık ihtiyaç duymayacaklarını düşündükleri ajanlarına masa arkası görev vermeyi veya onları emekli etmeyi planlamaktadır.
Kıdemli bir subay ve önde gelen bir Soğuk Savaş savaşçısı olan Sam McCready, bu her iki teklifi de kabul etmeyerek, itiraz hakkını kullanır. Bir kurul önünde avukatı, servisin ajana neden hala ihtiyaç duyduğunu dört eski vakasını anlatarak kanıtlamaya çalışır.
İşte bu dört eski vakası, kitabın içeriğini oluşturuyor.
İlki, Demir Perde’nin arkasına gerçekleştirilen ve başarısızlıkla sonuçlanan bir operasyonunun sonrasında Sam’ın durumu kurtarması ile ilgilidir.
İkincisi, Batı Bloğuna iltica eden yüksek düzey bir Sovyet ajanının verdiği bilgiler sayesinde edinilen başarılar herkesi sevindirirken bundan şüphe duyan tek kişinin olan Sam McCready olması onu zor duruma düşürür. Haklı olup olmadığı son ana kadar belli olmayan, elinizden bırakmayacağınız, klasik Forsyth senaryolarından birisi.
Üçüncüsü, Libya'daki Kaddafi rejiminin IRA'ya silah sağlama girişimine karşı düzenlenen operasyonda oymadığı rol hakkındadır.
Dördüncüsü, Karayipler'deki küçük bir İngiliz sömürgesinde yapılacak oylama öncesi gerçekleşen bir cinayete farkında olmadan karışıp hiç beklenmedik bir tehlikeyi ortaya çıkarmasını anlatır.
Son hikâye, “Yaşamak için öldür!” başlıklı Roger Moore’un ilk defa başrol oynadığı James Bond filmini anımsatıyor. Bence, içlerinde en zayıf olanı da o. Ama sonuna kadar ne olduğunu tahmin bile edemediğim tek hikâyede o oldu.
Her biri başlı başına bir kitap (hatta film senaryosu!) olabilecek dört novellanın her birini bitirdikten sonra kısa bir mola vermenizi tavsiye ederim. Üstat yaşlanmış olabilir, ama hala peşinden sürüklüyor.