Puan vermedi·504 syf.····Okunma: 16 Şubat 2022 13:23 Zweig Dünün Dünyası’ında 1. Dünya Savaşı öncesi Avusturya’sının ve diğer Avrupa ülkelerinin bir panoramasını çiziyor. Elli yıllık barış dönemi ve ekonomik gelişmenin sanatsal faliyetlerin artmasını, özgürlükçü bir anlayışın hakim olmasını nasıl sağladığını görüyoruz. Ancak ilginç bir şekilde liberal anlayış ahlaki anlayışa henüz hakim olamamış. Özellikle gençlerin yaşamı aileler tarafından ahlaki normlarla sınırlandırılmaya çalışılırken Zweig, bu yasaklamaların perde arkasında ne gibi ahlaksızlığı tetiklediğini gözler önüne seriyor.
Eserde beni asıl etkileyen şey Avrupa’yı yerle bir edecek büyük savaşın ayak seslerinin insanlar üzerindeki etkisi oldu. Savaşlarla yüzleşmemiş insanlar özellikle yöneticilerin manipülasyonuna kolayca kanıyorlar ve savaşı bir eğlenceden farklı görmüyorlar. Kitabın bu bölümlerinin anlatıldığı satırları okurken günümüzle birlikte değerlendirmeye başladım. Ne kadar geliştiğimiz ve ne kadar zenginleştiğimizi kanıtlamak için verilen rakam ilizyonuna kanmayan insanların eleştirilerinin bir “hain”lik sebebi sayılması, birtakım ülkelerin savaş hazırlığının özellikle birçok insan tarafından sosyal medyada alay malzemesi yapılması gibi yaşadığımız bir çok olgu o büyük savaşı başlatan insanların yaptığı hataların aynısı olduğunu görüyoruz.
Kitaplar bana bir şey öğrettiyse o da insanın her zaman insan olduğudur. İnsan dönemden, gelişmişlikten, zamandan bağımsız olarak her zaman benzer dürtülerin etkisiyle benzer tepkiler geliştiren bir makinedir. Alın size 1. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde yaşananların Zweig’ın cümleleriyle tasviri:
“Düşünsel çılgınlık giderek daha da absürt bir hal alıyordu. Oturduğu şehirden hiç çıkmamış ve okulu bitirdikten sonra atlasını bir daha hiç açmamış olan ocak başındaki bir aşçı kadın Avusturya’nın küçük bir sınır kasabası Sandschak olmadan varlığını sürdüremeyeceğine inanıyordu. Bir milyarın ne olduğunu bilmeyen arabacılar, Fransa’nın elli milyar mı, yüz milyar mı savaş tazminatı ödemesi gerektiği konusunu sokak ortasında tartışıyordu. Rahipler, mihraplardan savaş vaazları verirken daha bir ay öncesinde militarizmi en büyük cinayet olarak damgalayan sosyal demokratlar, imparator’un söylemiyle adlarının “vatansız yoldaşlar” diye anılmaması için ötekilerden daha çok ses çıkarıyorlardı.”syf.278