İlk kez Ayfer Tunç okuyorum. Kitabı okumaya başladığımda iki kişinin aynı günler günlük tuttuğunu anladım. Önce aynı gün yazdıklarını okuyayım dedim yapamadım. Okunması zor bir kitap dedim . mehmet temiz'in incelemesini okudum . Ben de onun söylediği gibi önce erkeğin sonra kadının günlüklerini okudum. Sonunun olmayacağını anladığım bir aşk hikayesini okuduğumu gördüğümde yorumum şu oldu: insanlar güzel şeyleri mahveder oldu.Tıpkı benim gibi.
Kitap bir erkek avukat ve Derya'yı anlatıyor gibi görünse de insanların nasıl aciz,nasıl yalnız , nasıl birbirini sevmediğini anlatıyor gibi. Tesadüfen karşılaşan iki insanın aileleri ve kendi seçtiği kişilerle nasıl aile olamadıklarını. İnsanların hiç çekinmeden nasıl yalan söylediklerini ve ilişkilerin nasıl da sahte olduğunu. Insanın zaman zaman kendi olmaktan bıktığını...
Aslında Suzan'ı okuyacağım sanmıştım öyle olmadı. Derya ona da izin vermedi tıpkı abisi ve Suzan'a kısıtlı zamanları olduğunu bildiği halde 'bir' olmalarına izin vermediği gibi. Derya abisinin ismini söylemiştir ama şu an adı aklıma gelmiyor.( Kitabı henüz bitirmiş olmama rağmen) Adını bile aklımda tutamadığım bir erkekten aşkına da sahip çıkmasını beklemedim zaten.
Suzan'ı çok sevdim .Ona bir yandan üzüldüm diğer yandan çok sevindim. Derya'nın hayatsızlığı ve Suzan'ın hayatını çalması beni daha çok sinir etti .
Para için satılan aşkın ardından arkasına sığınılan şu cümleyi herkes görsün isterim : Suzan beni kaldırabileceğimden çok daha fazla sevdi . Ezildim. ( Geber dedim içimden adama geber.)
Ev rahimdir, ev yuvadır. Gerçekten evimizde hissedebileceğimiz kişiye denk gelmek umuduyla diyorum. Kitabı aslında sevdim. Okuyabilirsiniz.