·464 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Şubat 2022 13:55 2017 yılında basılan kitap da yazar tam da dünyayı kavuran salgını öngörmüş. Benzer olayları yaşadığımız sürecin sonrasını ise kurgu da olsa ürpertici. Panik, bilinmezlik, endişe, aşı çalışmaları kitabın yan unsurları olurken asıl konu salgın ve var olan insanların dönüşümü.
Kıyamet adı verilen virüs hızlı bir şekilde yayılırken insanlarda dönüşüm başlıyor. Karanlık ve aydınlığın savaşı sürerken hayatta kalma mücadelesi son hız ile devam ediyor. Virüs hızla yayılırken insanlar özünde neyi taşıyorlarsa ona dönüşüyorlar. Doğaüstü güçler kazananlar ise bunu nasıl kullanacaklarını çözmeye çalışıyorlar. Tabi bunda atalarının genleri de rol oynuyor. Yağmalama, insanın acımasızlığı yanında iyilerinde var olduğu kurguyu okurken, yaşadığımız Pandemi dönemini düşünmeden edemiyorsunuz.
İnsan ırkı hızla yok olurken geleceği dair umutları olan Lana, Max, Arlys, Fred, Jonah, Rachel gibi hem insan hem doğaüstü varlık olanlar, insanları bir arada tutmaya çalışıyorlar. Kötülükle savaş vermeye başladıklarında bilmedikleri bir çok konuyu dünyanın yeniden var olması için tekrar öğrenmek zorundalar. Elektrik, iletişim araçlarına ne kadar bağımlı hale geldiğimizi kitabı okurken tekrar tekrar düşündüm. Zira bir bütün gün dünya üzerinde internet kapansa acaba ne olurdu? Telefonların sustuğunu düşündüğümde aklıma ilk gelen çocuklarım oldu ve böylesi korkunç günlerin gelmemesini bütün insanlık için diledim...
Nora Roberts'ın bir çok eserini okumuş biri olarak ara sıra kadının kehanet gücü var mı diye düşünürken bulurum kendimi. Nedense öyle hissettiriyor :)
Serinin ilk kitabında Kıyamet Virüsünün dehşetini anlatan ve karakterleri tanıtan yazar, bir sonraki eserinde bizlere az çok nelerin olabileceği ile ilgilide spoi vermiş. Ben eseri gerilerek okudum. Belki bunda yaşadığımız salgının da etkisi vardır. Ama her sayfada evimin hala var olmasına, kaçmak zorunda kalmadığıma ve ailemin bir arada olmasına şükrettim. Kim bilir belki bir sonra ki virüs bizim içinde kıyamet olacaktır...