·520 syf.····Okunma: 19 Şubat 2022 17:09 Adı Masumiyet Müzesi olan ve aynı adla müzeside bulunmasına rağmen içinde bir gram masumiyet bulundurmayan, büyük aşk anlattığını sanan ama aşkı da gram barındırmayan bir kitapla karşı karşıyayız.
Kitabı zorla bitirmiş, yarım bırakma adetim olmadığı için okumuş biri olarak yapıyorum yorumumu. İlk olarak söyleyeceğim ise kitabın çok yankı getirmiş ilk cümlesinin altını doldurmamış olması ve bu cümlenin geçtiği zamandaki anın bende yarattığı hayal kırıklığı. (Kitabın ilk cümlesi; "Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.")
Bundan sonrası kitapla ilgili bolca spoiler içerir. Rahatsız olacaklar okumasın lütfen.
Kitap adından, müzesinden ve arka kapak yazılarından kolayca yanılgısına düşülerek bir aşk kitabı sayılıyor. Ki anlatılanlar bence aşkı gram hissettiremeyerek, aşkı sanki bedenlerden ibaretmiş gibi anlatıyor. Kitabın karakterlerinden Kemal nişanlısını aldatarak sevdiği ve birlikte olduğu kadını herkesten saklayacağına onunla birlikte olmasa bile sevdiğini herkese haykırsa pek tabi çok daha fazla hissedebilirdik aşkı diye düşünüyorum.
Öncelikle kitabımızın ilk sayfalarında 18 yaşına olan Füsun'un 30 yaşında olan Kemal'la karşılaşmasını ve hiç yadırgamadan bir-iki gün sonra onun evine gidip beraber olmasını okuyoruz. Hemde karşısında ki adamın nişanlı olduğunu bilerek. 18 yaşında bir kız 30 yaşında başkasıyla nişanlı bir adamla birlikte oluyor ve ne kız bunda bir yanlışlık görüyor, suçluluk duyuyor ne de adam. Sonrasında adam hem nişanlısını sevdiğini, onunla birlikte gelecek kurmayı hayal ettiğini onu bırakmayacağını söylüyor, onunla mutlu oluyor aynı zamanda da Füsun'a aşık! ve mutluluk hayali kuruyor.
Kitapta çok fazla "bekaret" kelimesinin de geçmesi ile ve şimdiye kadar anlattığım olaylarla beraber bu durumlar normaleştirilmeye, meşrulaştırılmaya çalışılıyormuş gibi geldi.
Ne Kemal karakterine bir yakınlık hissettim ne de Füsun.
İlerleyen sayfalarda Füsun Kemal'in yalanını yakalıyor ve Kemal'ı terk ediyor. Uzun aradan sonra Kemal Füsun'u bulduğunda ise Füsun başkasıyla evli ve Kemal sırf Füsun'u görme bahanesiyle Füsun'un kocasının annesinin ve babasının olduğu eve neredeyse haftada üç dört gün "oturmaya" gidiyor, dokuz yıl boyunca. Evet evet aşktan... bir kaç satırda Kemal'in bu durumdan huzursuzlandığını okuyoruz. E bencede huzursuz ol. Evli kadının evine her gün gitmek niye?
Sonrasında ise Füsun kocasından ayrılıyor ve Kemal'le Füsun için bir engel kalmıyor, birlikte olmaya karar veriyorlar ve en sonunda kaza sonucunda Füsun hayatını kaybediyor. Kemal ona duyduğu aşkı herkese anlatmak için hayatını romanlaştırmayıave topladığı eşyalarla müze yapmaya karar veriyor.
İki karakteri sevmesem de Füsun'un hayatı boyunca acı çekmesine, kendini bu duruma düşürmesine ve hazin sonuna üzüldüm.
Kitapl ilgili söyleyeceğim tek olumlu şey ise kitap boyunca gerçek bir hikaye okuyor gibi hissetmem ve buna gerçekten inanmam. Özellikle kitabın sonlarına doğru o kadar gerçekti ki müzeye gerçekten gitmek istedim v.e sonunda karakterlerin hayali olduğunu öğrenince hayal kırıklığına uğradım diyebilirim. Bir okuyucuya böyle hissettirebilmekte ayrı bir yetenek diyebilirim.
Genel itibariyle bana hitap etmeyen, aşkı değil takıntıyı anlatan, masumiyeti değil iki yüzlülüğü anlatan bir kitaptı.
Buraya kadar sabredip okuyan herkese teşekkürler :)