Düşman yaratamazsanız taraftar bulamazsınız, taraftar bulamazsanız kahraman olamazsınız. Sizi tehdit eden güçleri var olduğuna dair halkı ikna edeceksiniz. Gruplar yaratacaksınız ki iktidarınız sağlamlaşacak.
İlginç bir kitap. Siyaset biliminin özeti gibi, daha doğrusu 21 yüzyılın özeti gibi. Her ne kadar Stalin gibi diktatörleri eleştiriyor gibi görünse de kitapta her devrin izlerini bulmak mümkün. Demokratik olduğunu söyleyen ülkelerde bile sistemin nasıl işlediğinin anlaşılması bakımından önemli ip uçları içeriyor. Bence bu kitabı herkes okumalı hatta ders kitabı olarak bile okutulmalı. Ha, zaten “herkes okusaydı dünya bu halde mi olurdu?” derseniz veya “hangi iktidar bu kitabı okutturmayı göze alır?é derseniz susarım. Çünkü haklısınız…
Şimdi gelelim kahramanlara;
Napolyon: çiftliğin lideri, tam bir namussuz. Stalin gibi, Lenin gibi, Mao gibi, Kim Yong gibi. Fakat ilginçtir bu düzenbaz önce oradaki gariban hayvanların oyuyla iktidara geliyor. Onları insanların kötülüğünden kurtaracağını vaat ediyor. Sonra iktidarın bitmek tükenmek bilmeyen nimetleri, yalancı cennette sürülen hayat…
Diğer domuzlar Napolyon'a yağcılık yapmak ve onun emirlerini harfiyen uygulamakla iktidarın rantından fazlasıyla yararlanırlar. Buradan da anlıyoruz ki her iktidar kendi zenginini ve yandaşını üretir ve kollar.
Snowball: Napolyon’un önce yanında yer alan sonra da muhalif görüşleri olan lider. Napolyon tarafından kendisine bir komplo kuruluyor, çiftlikten kovuluyor. Her olumsuz durum üstüne atılan, çiftlikten kovulduğunda bile yaşanan olayların sorumlusu olarak gösterilen zavallı; hain, ajan, dış güç… Yani onun ismi Napolyon’un iktidarını sağlamlaştırıyor. Örneğin çiftlikte en güzel şarapları, sütleri içen, en güzel meyveleri yiyen lider Napolyon bunları Snowball’ın geceleri çiftliğe gelip gizli gizli tükettiğini söylüyor. Hatta yıkılan değirmeni bile Snowball’ın yıktığını anlatıyor. İlginç olan bütün hayvanları ikna ediyor.
Diğer kahramanların görevi ise çalışmak, biteviye çalışmak… Koyunlar ezberletilen sözleri tekrar etmekte, köpekler lider domuzu korumak için canlarını ortaya koymaktadır. Atlar, tavuklar sadece çalışmaktadır.
İktidarın nasıl yozlaştırdığının, gücün ne hale getirdiğinin anlaşılması bakımından hakikaten ilginç kitap. Zavallı hayvancıklar ömür boyu çalışıyorlar. Önlerine sürekli hedefler konuluyor: Yel değirmeni yapılınca rahata ereceksiniz, emekli olunca her şeyiniz olacak vs… Belli aralıklarla toplantılar düzenleniyor -aslında buna toplantı demek doğru değil ikna ve kandırma süreci desek daha doğru olacak.- Liderin varlığı, gücü sürekli hatırlatılıyor, her başarı onun hanesine yazılıyor. “O olmasa biz mahvoluruz, düşman çiftlikler bizi ele geçirir.” Tarzında korku pompalanıyor. Böylece hayvanlar büyük öndere koşulsuz itaate mecbur ediliyor, itiraz eden farklı görüş sergileyenler bir şekilde düşmanla (Snowball) iş birliğiyle suçlanıp öldürülüyor.
Zavallı hayvanlar gece gündüz çalışırken büyük önder çiftliğin en güzel odalarında şaraplarla eğlencelerle gününü gün etmektedir. Fakat ikna süreci öyle ustaca ilerler ki örneğin kıtlık olduğunda sorumlu yiyecekleri keyfince tüketen domuzlar değil az çalışan hayvanlardır. Böylece hayvanlar kıtlıktan kendilerini sorumlu tutuyorlar: “Demek ki daha çok çalışmalıyız, bundan sonra daha erken kalkıp daha geç saatlere kadar çalışacağız…”
Burada toplum üzerinde nasıl bir mühendislik hesabının yapıldığını anlıyoruz. Squelar denilen liderin sözcüsü tam bir namussuz. Kitleleri ikna etmek için laf cambazlığına soyunan soytarı. Hitler’in prppaganda bakanı Gobbels’i çağrıştırdı bana. Her ülkede böyleleri var ya neyse…
Neticede köleler köle olmayı kabul ettikleri müddetçe her yerde kendilerine bir efendi bulurlar. İster demokrasi olsun, ister komünizm olsun ister teokrasi… Tek çözüm aydınlanma, okuma ve aydınlanma. Cemil Meriç domokrasi için demopedia’dır, der. Yani halkın yönetime katılması için iyi eğitim almasının gerektiğini, doğru karar vererek seçme iradesini sergilemesi gerektiğini söyler ve ekler: Katıksız demokrasi ayak takımının despotizmidir.
Öyle ya da böyle toplumları yönetenler kapitalist, komünist, islamcı vs hepsi aynı düzenin parçasıdır aslında. Yukarıdan baktığınızda onların aynı oyunun aktörleri olduğunu görür ve hayret edersiniz. Biri beş yıldızlı otelde şampanyasını patlatır, diğeri beş yıldızlı İslamic otelde ejder meyveli içeceğini yudumlar. Biri tatil için Las ve Gas'ı tercih eder diğeri Dubai'yi. Farklı iklimlerden doğan fakat aynı rant denizinde buluşan ırmaklardır onlar. Yani zannedildiği gibi aralarında çatışma yoktur aslında.
Birine sormuşlar: Komünizm ile kapitalizm arasında ne fark var? Cevap vermiş: Birinde insan insanı ezer, diğerinde tam tersi… Yani işler döner dolaşır, olan garibana olur. Düzen değişir de düzülen değişmez.