Kiracı, yaşadığı daireden çıkarıldığı için kendine yeni bir kiralık daire arayışında olan Trelkovsky adlı karakterin, önceki kiracısı intihar teşebbüsünde bulunan bir daire bulmasıyla başlıyor. Karakterin bu daireye taşınmasıyla beraber giderek absürt, huzursuz ve tuhaf bir havaya bürünüyor kitap da. En ufak bir gürültüde komşuları tarafından şikayet edilen karakterimiz, bir yandan da giderek dairenin eski kiracısına benzemeye başladığını fark ediyor. Gerilim dolu, okuru her sayfada kendisine bağlayan, yer yer kafkaesk tarzda bu kurguyla, kiraladığı daireye kısılıp kalan bir adamın hikayesi anlatılıyor. Tek başına kurgusu için bile oldukça başarılı bir gerilim romanı olarak okunabilecek kitap, aynı zamanda sembollerle dolu güçlü bir alt metne sahip. Toplum tarafından kabul görülen koşullara sahip olmayan, ötekileştirilmiş, toplumun çarpık ‘insancıllık’ anlayışı ile çatışma halindeki bireyin gördüğü toplum baskısı, yalnızlaşma, marjinalize edilme ve bu duruma bulunan çözümler olarak daha da kendi kabuğuna çekilme ya da bazı bedelleri ödeyerek tektipleşmeyi, toplumun belirlediği kalıplara girmeyi kabullenmeyi anlatıyor Roland Topor. Yazarın Polonya’dan Fransa’ya göçen bir ailenin çocuğu olduğu ve gençliğinin Nazi zulmünden kaçarak geçtiği göz önünde bulundurulduğunda karakterimizin ismi -Trelkovsky- bile manidar aslında (ki kitapta da buna gönderme var) ve bu tektipleşmeyi ırk dahil pek çok bağlamda ele almak da mümkün. Kitapta özellikle şöyle bir değiniliyormuş gibi görünen küçük ve zekice detaylar muhteşemdi; baskın fikrin gardiyanı konumundaki polis, karakterin gördüğü rüyalar, diş metaforu, mutfak, cinsel kimlik, tuvalet, hastalık ve çöpler en beğendiklerim oldu. Çok sevdiğim yönetmen Roman Polanski’nin meşhur Apartman Üçlemesi’nin sonuncusu olarak filme de uyarlanmış, Polanski filmde oyunculuğuyla da göz doldurmuş ve oldukça iyi bir iş çıkarmış. Ama elbette kitabın yeri her zaman ayrı, çok beğendim. Kesinlikle favorilerim arasında yerini aldı. Özellikle sembolik anlatımdan hoşlananlara muhakkak tavsiye ederim.