Kur'an'ın nazil olduğu tarihsel ve kültürel bağlamın tarihte kalmış olmasının meal çalışmasına yansıyan büyük zorluklarından biri de bazı ayetlerde mantukun ya da sözde zikri geçenin (mantuk bih) asıl mana ve medlulünün çok büyük ölçüde belirsizleşmesine yol açmasıdır.
Mesela A'râf 7/31. ayetteki yâ benî âdeme huzû zîneteküm inde külli mescidin ifadesi hemen hemen tüm meallerde, “Ey Âdemoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının.” (A. Bulaç), “Ey Âdem Oğulları! Her namazınızda süslü elbisenizi giyinin.” (A. F. Yavuz) şeklinde karşılanmıştır.
Bu çevirilere göre Allah, bir avuç müslümanın binbir zorluk, darlık ve yokluk içinde beka mücadelesi verdiği Mekke döneminde inzal buyurduğu bu ayette her mescide güzel/süslü elbiseler giyerek gidilmesini emretmekte, ardından da ve-külû veşrabû ve-lâ tüsrifû ifadesiyle “yiyin için, ama israf etmeyin” buyurarak müsrifliği(?!) nehyetmektedir.
Mekke döneminde müslümanlar avret mahallerini örtecek elbise bulmakta zorlanırlarken “süslü elbiselerinizi giyin” demenin, keza karınlarını doyuracak ekmek bulmakta zorlanırlarken “yiyin için ama israf etmeyin” şeklinde bir yasak getirmenin o dönemdeki şartlar çerçevesinde neye tekabül ettiği meselesi bir tarafa, bugün bu ayeti, “Ey Âdemoğulları! Kâbe'yi tavaf edeceğiniz her vakit (çıplak vaziyette değil) giyinik vaziyette olun, edep yerlerinizi örtün. Ayrıca [hac sırasında daha çok sevap kazanacağınız inancıyla kuru azık dışında tüm gıdalardan uzak durmaktan vazgeçerek) yiyin-için. Size helal olan yiyecekleri kendi kendinize yasaklamak suretiyle haddi aşmayın. Zira Allah haddi aşanları sevmez.” şeklinde çevirmek sanki ayetin mantukuyla hiçbir ilgisi olmayan bir mana takdirinde bulunmak gibi algılanmakta ve ayetin aslında tam da bunu anlattığını izah etmek, kimi zaman deveye hendek atlatmaktan daha müşkil bir hâl almaktadır.
Sayfa 272-273