Hayatın her dönemine uyarlanabilen distopik bir roman olma özelliği taşıyor 1984. Geçmişin içerisinde bugünün ve geleceğin izlerini taşıdığını gözler önüne seriyor. Orwell bu kitabı 1948 yılında kaleme alıyor ve 1984 yılı dünyasına adeta bir öngörü getiriyor. Her ne kadar kitabında 1984 yılından bahsediyor olsa da okuyucu istemsiz bir şekilde bugünle kıyaslayıp bağdaştırıyor romanı.
Alegorik politik bir roman olması nedeniyle basıldığı günden bu yana güncelliğini yitirmemiş ve bana kalırsa yitirmesi de mümkün görünmüyor. Roman, kahramanımız Winston tarafından birinci ağızdan anlatılıyor ve bireyselliğin ve insan haklarının tamamen yok edildiği, düşünmenin suç, özgürlüğün kölelik olduğu, zihnin kontrol altında tutulduğu, insanın adeta bir ot gibi yaşayıp makine gibi topluluklara dönüştürüldüğü bir kabus senaryosunu gerçekten müthiş bir akıcılıkla biz okuyuculara aktarıyor.
Ütopik diye anımsa da son derece gerçekçi kesitlere yön vermiş olan bu kitap bizleri de yaşadığımız dönem ve toplum içerisinde düşünmeye davet ediyor.