#Spoiler içerir#
Stefan Zweig, kendini ülkesine karşı mecbur hisseden bir ressamın stres dolu anlarını, gel gitlerini, iç hesaplaşmalarını öyle güzel okuyucuya hissettirmişki okurken ister istemez kasıldığımı hissettim.
O bir ressam, o bir sanatçı elleri renklere hayat verirken eline o buz gibi silahı alması, alma ihtimali . Zweig'in karakteri bir sanatçı seçmesi çok daha etkileyici.
Bugünün gündemine çok rahat uyarlayabileceğimiz bu kısa hikayede empati yapmamak elde değil. Kitaptaki nehir, bugün bir deniz. O denizin karşısındaki insanlar özgür değil... Korkuyorlar, nasıl ki seneler öncesinde savaş korkunçsa bugün de öyle korkunç.
Ressam Ferdinand'ın karısı Paula yazarın söylemek istediklerini dillendiriyor. Ve savaşı yerden yere vuruyor. Okuyucuyu her satırda kendine getiriyor.
Bir kağıtla gelen emre karşı hissettiği mecburiyet duygusundan son olarak şöyle kurtuluyor yazar:
"Yeryüzünde insanoğlu için kendi yasasının dışında bir yasa olmadığını ve hiçbir şeyin birbirine bağlı olmak kadar insanı hayata bağlanmadığını hissetti"