Kitapta hayatın ve zamanın gelişmelerine yönelik sürekli bir olumsuz bakış, geçmişe yönelik ise abartılı bir “geçtiğine hayıflanma” hali var. Üslup zenginliğiniz varsa bu şekilde ortaya fena olmayan bir edebi eser çıkarabilirsiniz ama uzun vadede edebiyata, düşünceye katacağınız çok da fazla şey olmaz. Bu yaklaşım hayatın gerçekliğini anlamak söz konusu olduğunda doğru bir yaklaşım değil. Eskiden değerli olan neyi kaybettiğimiz ve yenide değerli olan, korunması ve geliştirilmesi gereken neler olduğu konusu iyi bir üslupla ortaya iyi eserler koymanın ötesinde ciddi bir konu.
İnsanın kendisi için bir cümle bulması, içinden söylediğinde yaşamasına yardımcı olan o cümleyi bulması gitgide zorlaşıyordu.
Örneğin, bu cümle kitabı değindiğim doğrultuda iyi tarif eden bir cümle. Yazar hem çok hakiki bir tespitle iyi edebiyatın sularında geziniyor hem de okuru “Neden o cümleyi bulmak eskiden kolay olsun ki?”, “Neden o cümleyi bulmanın kolay olması bizi daha “olunması gereken” bir insan yapsın ki?” sorularıyla baş başa bırakıp gidiyor.
Kitaptaki zamir sorunundan ise daha önce bahsetmiştim. Kitapta muğlak bir “biz” kavramı var ve anlatı tamamen bu muğlak “biz” kavramına dayanıyor. Ne var ki yazarın temsil ettiği “biz” için doğru bir işaretlendirme yapmak zor. Yazarın kendi toplumu içerisinde hem anlatıya sahne olan zamanda hem de zaman akışında nasıl bir “biz”i temsil ettiği bütün bir okuma boyunca okur için bir soru olarak varlığını koruyor. Farklı toplumsal gruplar tek bir zamanda sanki tek bir “ben”e indirgeniyor ve aynı zaman diliminde yazarın bireysel ve toplumsal kişiliğini diğerlerinden ayıran, aslında zamansal değişime yerleştirilmiş sabit görünümlü bir “ben”in hikayesine göre okura çok daha ilginç veriler sunabilecek farklar silinip gidiyor.
Seneler, belli bir bugünden geçmişi yorumlama formu üzerinden ilerleyen bir kitap. Ancak bu formun yer yer, özellikle yazar "zamansız" ve "şimdiye de dair" görüşlerini aktarırken bir çeşit zorlama hissi verdiğini de (rahatsızlıklar sırasında elbette başta gelmez) söylemek gerek.
40’lardan günümüze yaklaşarak gelen bir çeşit Fransız dünyası “retrospektifi” olarak sinirimi bozan bütün yanlarına rağmen kitap anlamlı. Fakat bu noktada da örneğin siyasi tonundaki tek taraflı naiflik kitabı, benzer bir restrospektifin yazarı Nobelli Svetlana Aleksiyevich’in İkinci El Zamanı ile kıyaslandığında gerçekliğin derinliği anlamında bir miktar aşağı bir yere koyuyor. Bu derinlik noktasında kitap yine benzer bir retrospektif olarak Makanin’in Underground’undan da geride kalıyor gibi. Ama anlatı içi dolu bir akıcılık bakımından bütüncül biçimde değerlendirildiğinde Ernaux’un eseri Makanin’inkinden daha okur-sever bir kitap.