Deniz // John Banvılle
Ana karakterimiz Max Morden karısını kanserden kaybederek yas sürecine girer. Bu yas sürecisini, çocukluğunun geçtiği bir kıyı kasabasında anılarını canlandırarak geçirme kararı alır.
Zamanda yolculuk ederek yazarın geçmiş ve şimdiki zamanında gezinirken kendinizden mutlaka bir şeyler buluyor kabulleniyorsunuz. Aşk, sevgi, acı ve hüzün konusunda sağlam tespitleri olan yazarımız okuyucuyu bu anlamdaki betimlemeleri ile zorlasada tespitlerinin doğruluğu kitabı okuyup sevmenize sebep oluyor.
Bazen bir cümleyi anlamak için başa dönüp yeniden okuma dürtüsüne kapılsanızda yazarın bazı konulardaki mizahları, okurum hiç sorun değil yazar beni kendi anılarımda da gezdiriyor ve bana inanılmaz şeyler hatırlatarak muazzam tespitler yaptırıyor diyerek okumaya devam ediyorsunuz.
Kitabın konusu basit olsada dediğim gibi yazarın kaleminin gücü, tasvirleri ve betimlemeleri olayları süsleyerek biraz da zorlaştırıyor. Ne olursa olsun okunmaya değer bir kitaptı.
Daily Telegraplı yazar için “Şimdiye kadar yazdığı en iyi roman… İnsanı kendinden geçiren o ne tadına doyum olmaz cümleler öyle” dediği kitabın kapağında övgüsünü daha siz kitabı açmadan veriyor ve kitabı kapattığınızda evet Daily haklıymış diyorsunuz.