Gözümün önünden geçenler: Gar, havaalanı, terminal, dağ/deniz manzaraları, ağaçlar, sergi salonları, her gün yürüdüğüm yollar ve gökyüzü. Aklımda uzaklaşmak... Bir deniz kenarında, bir ağaç gölgesinde ya da bir dağın zirvesinde saatlerce oturmak. İzlemek ve görmek. Ya da bir müzeye bir sergi salonuna gitmek saatlerce bir resmi ya da eseri öylece izlemek. Resimdeki fırça darbelerini, kullanılan renkleri, resmin kompozisyonunu. Ya da ne bileyim öylece sokağa çıkmak. Yürümek ama etrafıma; evlere, çiçeklere, gökyüzüne bakarak. Hayatın ritmini anlayarak. Bulutların hareketini fark ederek, gökyüzünün mavisinin tonunu fark ederek yürümek ya da ne bileyim sokağın perspektifini fark ederek...
Hayatımızı kapsayan ama farkında olmadığımız detaylarla bezeli bir kitap. Seyahata dair her şey güzeldir; gidilen yol da bakılan gökyüzü de, yaşanan anılar da. Bunlara dair her detay ince ince işlenip yazarlar, ressamlar eşliğinde biz okuyucuya sunuluyor. Gezi harici edebi kişiliklerin eserlerine, yaşamlarına dair hoş bilgiler de yer alıyor. Hatta eserlerin çıkış noktasını oluşturan seyahat mekanlarının anlatılması etkileyici. Teorik bilgiler yer alsa da kitap okuyucuyu sıkmıyor, akıcı bir dile sahip. Edebiyat, sanat, teknoloji, doğu-batı kültürü gibi pek çok alanda başarılı olduğunu düşündüğüm bölümlerden oluşan harika bir kitap.
Çok beğenerek okuduğum ve sık sık sayfalarını karıştıracağım, hayata farklı bir bakış açısı sunan bu kitapta, seyahat etmeyi seven herkesin kendisine ait bir şeyler bulacağına inanıyorum.
Seyahat SanatıAlain de Botton