·67 syf.····Okunma: 01 Şubat 2022 00:00 Tam bir bilinç akışı romanı. Bir romanın olmazsa olmazı yer ve zaman mefhumlarından muaf, adeta ölüm döşeğindeki hastanın gözünün önünden geçen film şeridi tadında kaleme dökülmüş kelimeler. Okuru şaşırtıp duruyor, bir yerden sonra takip etmeyi bırakıp "film"in akışına kapılıyorsunuz.
Çocukluktan yetişkinliğe uzanan bu bilinç akışını ilginç kılan yazarın alışılmışın dışında deneyimleri. Kendisi bir anda Fatih Çarşamba'da, sonra Beyoğlu'nda, bir an sonra Paris'te, Berlin'de, bazı zamanlar ise akıl hastanesinde. Akıl hastanesi ise anıları en çarpıcı olanları. Belki de en çok orada kendisiyle baş başa kaldığı için...
Romanın ne kadarının otobiyografik, ne kadarının yazarın yazın gücü olduğunu kestirmek güç. Romanın otobiyografi olduğuna dair kesin bir ifadesi de olmamış. (Ya da ben göremedim.) Sanırım yazar yorumu okura bırakmış.
Romanda Eski İstanbul'u, yaşadığımız yerleri, yürüdüğümüz sokakları yıllar öncesinden okumak çok keyif veriyor. Pek iç açıcı bir hikayesi olmadığından bu İstanbul anıları gülümseten nadir anlardan diyebilirim. Enteresan bir okumaydı, Türk kadın yazarlara daha çok şans vermeliyim diye düşündüm.