Puan vermedi·136 syf.····Okunma: 18 Mart 2022 11:13 Doğu’nun Batılaşması aslında kitabın konusu bu. Kitap iki karakter aracılığı ile yazarın okurlara seslenmesiydi aslında iki karakterden biri olan Gül Yetiştiren Adam, bu adam kimilerine göre deli kimilerine göre derviş. Gül yetiştiren adam milli mücadele yıllarında savaşa katılmış birçok arkadaşının şahadetine tanık olmuştur ve bu savaştan sonra kendince protesto amaçlı inzivaya çekilir kedini gül yetiştirmeye adar sanki ne kadar böyle devam etse toplum o kadar değişmeyecek ve yozlaşmayacaktır kendini dinine adar 50 yıl boyunca.
Romanımızın diğer karakteri ise Sitare’dir o gül yetiştiren adamın savaşma nedeni aslında toplumunun Sitare gibi olmasını engellemektir ama Gül yetiştiren adam savaşarak neyi ortadan kaldırmak istiyorsa o tecelli etmiştir topluma ve örneği de Sitare’dir. Sitare, babası yaşında bankacı biri ile evlidir ama kocasını aldatır hatta kocası hastane de yatarken arkadaşları ile gezer, otellerde kalır arkadaşları da aslında Sitare’nin davranışlarının farkındadır bir süre görmezden gelirler ta ki arkadaşlarının bir gün ona kocasını aldattığını söylediğinde, bunu reddetmiştir ve o gün intihar etmiştir yazar aslında Sitare’yı şu anki toplumun bir parçası tek bir karakter olarak yansıttığını düşünüyorum bunu da Sitare’nin konuşma tarzında İngilizce kelimeler kullanması olsun birçok şeyde belirtmiştir . . Toplumun diğer bir parçası olan gül yetiştiren adamda toplumunun bu şekilde değişmesini istemeyen buna engel olmak için kendi bölgesine çekilen ve toplumun değişmediğini düşünendir şu anki toplumda da bu mevcut zaten evet kimse kendi bölgesine çekilmiyor ama gözleri bir şeyle bağlı toplumun Sitare yanına körler, elbette kör olmayanlarda var ama ellerinden bir şey gelmiyor. Kitapta Gül yetiştiren adam şöyle tanıtılıyordu ”Kendi hayatını sürdüren bir derviştir o, kimseye kendisi gibi yaşamasını öğütlemez ama kimseyi de kendi hayatına karıştırmaz” başka bir bölümde de torununa şu öğütü verir” Gününü değerlendirmeye bakacaksın.. günün nasıl değerlenir, bak anlatayım: şimdi ömrünü bitmiş say, ömrün bitmişte sen yalvarmış, yakarmışsın, sana gözyaşların için cabadan bir gün daha vermişler… işte şu anda da o bir tek son günün içinde bulunuyorsun.. işte o son günde ne yapacaksan, her gün onu yapacaksın.” Gerçekten de bir derviş olarak gördüğüm gül yetiştiren adam bir gün torunun ısrarları sonucu yaklaşık 50 yıl sonra ilk defa dış dünyaya ayak basar ve o an kendini eve kapatmanın vatanının değişmesine engel olamadığını görür bir ümit camiye gider ve onu asıl yıkan şey ordadır herkes aslında dışardan Müslüman görünmeyen Müslümandır imamı görür o an gözünde melek olan ve içine su serpen imam namaz bitince ve cübbesini çıkarınca dışarıdan Müslüman görünmeyen birine dönüşür. Dehşete düşen gül yetiştiren adam orda az ve Müslüman görünmeyen ve Müslüman olan halka bir konuşma yapar konuşma çok etkileyicidir burada da kitapta geçen bir cümleden bahsetmek istiyorum ”Dışı kafire benzeyen insanın içi de ona benzemeye başlar.” Konuşmayı kısa tutar ama oradakiler için etkisi büyüktür ve derviş olarak görülmektedir. Bir süre sonra herkes onun gül yetiştiren adam olduğunu anlar. Gül yetiştiren adam bir olaydan etkilenir, yanında duran fötr şapkalı adam şapkasını elinde buruşturmuş atacak çöp aramaktadır. Ama işte bu etkileyici konuşmanın bazılarına göre bir bedeli vardır. Halkı ayaklanmaya kışkırttığı iddiası ile tutuklanır ve 50 yıldır evden çıkmayışı ve sadece gül yetiştirdiği için aklı dengesini kaybettiği düşünülür kimine göre derviş olan adam bazılarına göre deli durumuna düşmüştür. Deli olduğunu düşünenler ise yıllar önce uğruna savaştığı ve batılılaşmaya başlayanlardır.
Kitabı toplumdaki herkesin okumasını ve aslında geçmişte savaşan gül yetiştiren adamların uğruna savaştıkları şeyin boşa gitmemesi için topla tüfekle değil mirasları, kültürleri, benlikleri için farklı boyutta bir savaş yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de bir farkındalık gereklidir bu farkındalık da bu kitapla sağlanabilecektir.