Puan vermedi·196 syf.··Beğendi
· SON ADA spoiler vardır.
Zülfi Livaneli’nin yazdığı son ada romanı bana birçok şey kattı, özgün olmak da buna dâhil.
Kitap karakterlerinden olan yazarın bir yerlerden çıkıp, sen bu musun hayır değilsin o yüzden kendin gibi yaz demesinden korkuyorum.
Kitap da sevmediğim tek yer kısa olması diyebilirim, aslında bu konuyu çok düşündüm, tam oturmuş gibi ne kısa, ne uzun. Kitap bitince bir boşluğa düşüyorsunuz, uzunca düşünüyorsunuz. Kitap sizi çok etkiliyor, bunun nedeni Zülfi Livaneli’nin beni çok etkileyen yazı diliydi.
Aynı zamanda kitap size en başından ne olacağını anlatıyor, kitabın başında kullanılan şu cümle ile.
‘’o’’ bir gün çıkıp gelene kadar ‘’en iyi korunan sır’’ dediğimiz yeryüzü cennetinde huzur içinde yaşayıp gidiyorduk
Yani kitap en başında bu cennet bir cehenneme dönüşecek ve siz bunu okuyacaksınız diyor. Ne olacağını bildiğiniz halde kitaba o kadar çok bağlanıyorsunuz ki, bırakamıyorsunuz.
Kitap da dikkatimi çeken bazı konulardan biri ise, bakkalın hasta oğlu. İntikam almak için kendini bir anne martı gibi öne attı ve başkanla beraber o korkunç uçurumdan atladı. Aynısını anne martılarda yapmıştı zamanında, bu durum ise beni çok etkilemişti.
Adada yaşayan kişiler düşüncelerini söylemiyor çoğunluğa uyuyordu, yazar dışında. Yazarında üstesinden çok güzel gelindi aslında.
Ada cehenneme dönmeye devam etti. Ağaçlar kesildi, martılar öldürüldü, ne kadar canice olunabilir ki darken, yumurtalar ezildi. Adalılar çok sevdiği martılarla birden savaş başlattı. Ne uğruna peki? Hiçbir şey sadece çoğunluk istiyordu. Sürüden ayrılanı kurt kapacak sanıyorlardı, sanki bir korku vardı içlerinde.
Kitap aslında her şeyin birden ellerinizden kayıp gidebileceğini anlatıyor belki de bu yüzden çok sevdim bu kitabı, çok şey öğrendim okurken.
Okurken bir dünya klasiği okurmuş gibi hissetim.
Zülfi Livaneli genelde kitaplarda aşkı ve sevgiyi ele alırken, bu romanı biraz siyaset biraz da polisiye içeriyordu. Bu konuları ise çok güzel kavramış ve anlatmıştı.
Bir yazı sizi en derinden etkileyebilir, Sizin canınızı çok güzel yakabilir, aynı zamanda mutlu edebilir yeter ki anlayın.
Anlatıcının herkesi bir hayvana benzetmesi beni çok etkiledi, Anlatıcı sanki bize olayları daha etkili bir şekilde aktarmak istiyordu.
Özelikle başkanı köpek balığına benzetmesi beni çok etkiledi. Başkan için güç çok önemliydi, aynı bir köpek balığının kanın kokusunu çok uzaklardan alması gibi, gücün kokusunu almıştı. Sanki o adanın cennet gibi kokan kokusunu almış da gelmiş gibiydi.
Ama işin sonu kötü bitmişti, kitabın başında söylendiği gibi. Hiçbir şeye karşı çıkmayan ada sakinleri, bana dokunmayan yılan bin yaşasın gibi davranıyordu ama o yılan çok güzel sokmuştu ve adaya zehrini salmıştı.
Lara o kadar güçlü davranmıştı ki, her şeyi yapmıştı. Şiirin silahtan güçlü olduğuna inanıyordu. Anlatıcı ise korkuyordu ses çıkaramıyordu, laraya o kadar çok bağlıydı ve o kadar çok âşıktı ki ona bir şey olmasından korkuyordu, o yüzden susuyordu.
Kitap da ona olan duygularını ise böyle anlatıyor
''Hiç aklımdan çıkmayan şey ise Lara'ya duyduğum yürek paralayıcı aşktı.
Onu öylesine seviyordum ki, bu aşktan içim sızlıyordu.
O sırada gerçekten de sızlıyordu yüreğim. Sanki ne kadar ciddi ve ağır olursa olsun konuştuğumuz her şey önemsizdi; onun yüzüne bakmak ve sesini duymak için yaşadığımı hissediyordum. Güzel miydi? Evet, güzel olmasına güzeldi ama bu o kadar önemsiz bir ayrıntıydı ki benim için. Başına bir şey gelse, yüzü değişse, hatta çirkinleşse bile ona olan duygularım değişmezdi. Güzellikten çok farklı bir şeydi beni ona vurgun kılan. Anlatılmaz, dile söze gelmez bir şey; bir hava, bir tavır, sesindeki ince bir kırılma, dudaklarının kıyısındaki hafif bir gölgelenme, gülerken çenesinde oluşan küçük çukur... Bunların hepsi, hepsi çok güzel şeylerdi. Daha da önemlisi, adeta ruh ikiziydik. Ömür boyu içinden çıkılmayan, her anın lezzetiyle dolup taşan bir sığınaktı, birbirimizde bulduğumuz.'
Lara sessiz kalmamıştı ama susmaması bile işe yaramamıştı.
Bu yüzden o kadar dolmuştu ki Lara, havada martılar uçarken başkana bu cümleleri kurdu
"Şimdi gidiyor musunuz Sayın Başkan?"
"Evet, biraz sonra!"
"Ama ne yazık ki yenilmiş olarak ayrılıyorsunuz bu adadan!"
"Ne demek yenilmiş?"
"Evet, Sayın Başkan, söylediklerim çok açık, yenildiniz!"
Başkan sinirli bir ses tonuyla, "Kim yenmiş beni küçük hanım?" diye sordu.
"Martılar!" diye cevap verdi Lara, "başınızı kaldırıp bakın, sizinle alay ederek gökyüzünde uçuyor ve sizi bu adadan sepetliyorlar."
Kazanan martılar olmuştu, çok kayıp verdikleri halde.
En usta şairlerin ve yazarların etkileyen bu kitap, en etkilendiğim bölümler bunlardı. Kötü yönü veya bölümü var mı diyenlere, haşa ne hadime bu güzel romana laf söylemek der uzaklaşırım.