azra kozan

azra kozan
@XAzra
15 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
İnsan bazen en çok kendini yaralar. Kimse dokunmaz, kimse zorlamaz. Bıçağı kendi tutar, yarayı kendi açar, kanı sessizce içine akıtır. Bazı cezalar mahkeme salonlarında verilmez. Sessiz odalarda, karanlık banyolarda, aynaya bakarken kesilir insanın ömründen. Müebbet derler buna: Kaçsan da bitmez, kalsan da. Arada içinden geçer: “Topla her şeyi, kimseye bakma, arkana bile dönme.” Git. Kaybol. Yok ol. Ama insan şunu da bilir: Gitmek bazen cesaret değil, firardır. Kalmak ise her zaman güç değildir. Ve en ağır gerçek şudur: Ne kaçmak kurtarır insanı, ne kalmak. Çünkü cümleler dudakta durmaz artık. Yüze iner. Göz altlarına çöker. Çene çizgisine kazınır. Ve bir süre sonra sen konuşmazsın. Yüzün anlatır her şeyi.
Reklam
Neye Yarar
Şimdilerde mor çiçeklerim solmuş, Sulamayı unutmuşum. Yoksa ömürleri mi dolmuş, Solmuşsa ömürleri, benim sulamam Neye yarar dostlarım? Gidiyorsa, dolmuşsa zamanı Benim yanımda kalmanın, Gitme demem neye yarar Dostlarım? Kaybetmeyi kabul ettiysem, Kazanmak için hâlâ direten O küçük kız Neye yarar dostlarım? Azra Kozan
Kumru kuşu
Toprak yangın oldu. Yağmur bile söndürmüyor. Toprak türkü oldu, Sazım bir türlü çalmıyor. Toprak yeşermiyor… Suya mı doydu, Susuz mu kaldı? Toprak mı küstü, Neden yangın savurdu? İnsan bazen “unutmayı bilmeli,” diye geçirdim içimden. Yaşamaya devam etmek için… nefes almaya, nefes vermeye alışmak için… unutmalı. Her hata affedilmeli mi? Yazdığım kitapdan bir alıntı Okumanı tavsiye ederim "Kumru Kuşu" @getinkspired'da. Buna bir bak: getinkspired.com/story/575796/ku... getinkspired.com/story/575796/ku... Yorumlarda buluşalım 🥰
Edebiyat
Yazdığım kitapda bir kısım umarım beğenirsiniz :)
“Hayat, insanın içinden geçenlerle değil; katlandıklarıyla şekillenir.” Balzac bazen içime işliyordu. Çok ‘depresif’, çok yorucu desek bile... kimilerinin hayatı gerçekten de öyle değil miydi? Kim, kitaplarda yazan o gerçek aşkı bulmuştu ki? Ya da kim, masallardaki gibi mutlu sonla bitirmişti yolunu? Bence Balzac’ın üstüne gitmemize gerek yoktu. Çünkü o, gerçek duyguları kalemine “dur, bu çok fazla” demeden yazmıştı. Bunu görüyordum. Ve aynı zamanda farkındaydım: Tanrı, yazarken kalemiyle hayatlarımızı “yeter” dediğimizde durduruyor muydu? Bence hayır. Dursaydı, belki ben mutlu olurdum. Belki de Balzac’ın o sevgisiz büyüyen, acı çeken karakterine hak vermek zorunda kalmazdım. Ama işte... bazen anlamak iyidir. Hatta hak vermek. Ve hatta karşındaki insanı korumak istemek... çünkü o zaman hatırlarsın insan olduğunu.
Edebiyat
yeni yazdığım kitaptan bir alıntı, umarım beğenisiniz.
Hep yazdım. Kaybolmuş benliğimle yazdım, suçluluk duygumla, çaresiz bedenimle hep yazdım. Lakin artık yazamıyorum çünkü yazacağım şey o kadar üstün o kadar güzel ki güzel yazamamaktan korkuyor benim parmaklarım. Okuyan kişinin beğenmemesinden korkuyor, ilhamım. Bir toz olup uçmasından kokuyor, bedenim. Aslında uçarım, yok da olurum yeter ki yazdıklarım yok olmasın. Şunu anlıyorum, ben bedenimle bir insan değilim. Benim ruhum bedenimde değil, yazdıklarımda. Ben elyas; yazmaktan çekindiğim hiçbir şey olmadı. Ta ki begonvilimi görene dek, keşke görmeseydim. İlk defa parmaklarım kaleme gitmiyor. Çaresizim dostlarım. Kavuşamamaktan korkuyorum, yazamamaktan korkuyorum. Önümde birkaç sarılmış tütün var, dışardan kemancılar geçiyor ben ise zor nefes alan bedenimi görmezden gelmeye çalışıyorum.
Reklam