SON ADA spoiler vardır.
Zülfi Livaneli’nin yazdığı son ada romanı bana birçok şey kattı, özgün olmak da buna dâhil.
Kitap karakterlerinden olan yazarın bir yerlerden çıkıp, sen bu musun hayır değilsin o yüzden kendin gibi yaz demesinden korkuyorum.
Kitap da sevmediğim tek yer kısa olması diyebilirim, aslında bu konuyu çok düşündüm, tam oturmuş gibi ne kısa, ne uzun. Kitap bitince bir boşluğa düşüyorsunuz, uzunca düşünüyorsunuz. Kitap sizi çok etkiliyor, bunun nedeni Zülfi Livaneli’nin beni çok etkileyen yazı diliydi.
Aynı zamanda kitap size en başından ne olacağını anlatıyor, kitabın başında kullanılan şu cümle ile.
‘’o’’ bir gün çıkıp gelene kadar ‘’en iyi korunan sır’’ dediğimiz yeryüzü cennetinde huzur içinde yaşayıp gidiyorduk
Yani kitap en başında bu cennet bir cehenneme dönüşecek ve siz bunu okuyacaksınız diyor. Ne olacağını bildiğiniz halde kitaba o kadar çok bağlanıyorsunuz ki, bırakamıyorsunuz.
Kitap da dikkatimi çeken bazı konulardan biri ise, bakkalın hasta oğlu. İntikam almak için kendini bir anne martı gibi öne attı ve başkanla beraber o korkunç uçurumdan atladı. Aynısını anne martılarda yapmıştı zamanında, bu durum ise beni çok etkilemişti.
Adada yaşayan kişiler düşüncelerini söylemiyor çoğunluğa uyuyordu, yazar dışında. Yazarında üstesinden çok güzel gelindi aslında.
Ada cehenneme dönmeye devam etti. Ağaçlar kesildi, martılar öldürüldü, ne kadar canice olunabilir ki darken, yumurtalar ezildi. Adalılar çok sevdiği martılarla birden savaş başlattı. Ne uğruna peki? Hiçbir şey sadece çoğunluk istiyordu. Sürüden ayrılanı kurt kapacak sanıyorlardı, sanki bir korku vardı içlerinde.
Kitap aslında her şeyin birden ellerinizden kayıp gidebileceğini anlatıyor belki de bu yüzden çok sevdim bu kitabı, çok şey öğrendim okurken.
Okurken bir dünya klasiği okurmuş gibi