İnsanlar ilk nefesini aldığı andan itibaren insanları kontrol eden iki mekanizma vardır: Mantık ve duygu. İlk insanlardan bu yana değişmeyen mekanizmalardandır ikisi de. Atalarımız hayatta kalmak için mantıklarına ve duygularına göre hareket etmiş ve başarılı olmuşlardır. Peki, ikisini orantılı bir şekilde kullanamayan atalarımıza ne olmuştur? Cevabı basit. Doğa onları acımasızca katletmiştir. Biz mantığını ve duygularını orantılı kullanan insanların torunlarıyız bu yüzdendir ki Dünya’yı ve kendimizi tanıma, kendimizi Dünya’da belli bir konuma yerleştirme sürecinde böyle yaparız ama büyüdükçe, olgunlaştıkça bazı şeyler yaşadıklarımıza göre değişebilir.
Günümüzde bir insan sadece duygularını ya da sadece mantığını kullanarak hayatta kalabilir. Peki, hayatta kalmak yaşamakla eş değer midir? Sadece bir yönetim mekanizmasına ağırlık vererek “hayatta kalmak” bize ne katar? Aslında bunlar cevabı olmayan sorular ama bazı şeylerin cevabını bilemesek de nedenini bilebiliriz. Mesela bir insan neden doğuştan gelen “duygu ve mantığı birlikte kullanma” mekanizmasını terk ederek sadece birine yüklenir? İşte psikolojinin buna verdiği cevap: Duygusal Körlük.
Duygusal körlük, bir insan kendisinin ya da karşısındakinin duygularını anlayamaması olarak özetlenebilir. Kendi duygularını anlayamayan, bilemeyen biri mantığını ve duygularını orantılı olarak kullanamaz çünkü mantığı “gerçek” duygularının farkında değildir ve adete olmayan duygular tarafından kandırılır.
Gerçek duygularımız bilinçaltında gizlenmiş bir şekilde beklerken “sahte” duygularımız ve sahte duygularımızı dengelemek için çalışan mantığımız bize en büyük darbeyi vurur: Atalarımızı hayatta tutan mekanizma yavaş yavaş yanlışa sürüklenir. Bu yanlışa sürüklenme özel hayatımızda yanlış giden bir şeyler olduğunu hissettirir ve bizi duygularımızdan koparır. Evet, mantığımızdan değil duygularımızdan koparır çünkü beynimiz kendisini asla ikinci plana atmaz, atamaz. Artık iş işten geçmiştir, özel hayatımızda “duygusal körlük” kaynaklı oluşan sıkıntılar bize ağır gelmeye başlar ve zihnimiz duygularımızla bağını keser. O bağı yeniden kurmaktan korkar ve böylece atalarımızdan bize miras kalan bir mekanizma artık devre dışı kalmıştır. Peki, duygularını köreltip mantığına ağırlık veren bir kişi gerçekten de yaşıyor mudur?